Kapınızı çalacak kadar cesur; içeriye bir adım atamayacak, başını kaldırıp bakamayacak kadar korkak, mağrur, utangaç ve yorgun. Gönül evi harap haldedir, taşlarının yerinde yeller eser durur. (Orası senin evindir Allahım, senden başka kim onarabilir?) Ben sahi ne anlarım kendimden? Anlıyor musun? Rüya bir rüya. Bir süredir eylemlerim eylemsizliklerim nereye varıyor, sanki anlıyor muyum? Her şeyi dinlemek ister miydiniz? Doğrusunu kim bilebilir? Ama içi harap haldedir, taşları sorsan sel almıştır. Bir konuşma biçimi uydurur ve uğuldar durur. İleri ve geri ve ileri geri. Gurbet bir histir.
***
-Sevgili dostum;
Ortada sizin tarafınızdan gösterilmiş bir fedakarlık bulunmuyor. Fakat neler peşindeymişsiniz; bir şey hakkında o kadar çok suskun kalınca, geri kalan her şey hakkında konuşkan olup çıkmışsınız. Bir şeyi o kadar çok düşününce kalan her şeyin unutkanı olmuşsunuz. Hayatta her şeyi aydınlatacak kadar ışık vardır. Hepsini tek bir noktada toplarsanız geri kalan her şeyin körü olmanız normal. Şimdi geriye doğru ilerlemeniz gerekecek. Olsun. Utanılacak bu kadar çok şeyi varken insan, gözyaşları ile sadece iftihar etmeli. Ah bir kurtulabilseniz “ne derler”den. Boş verilmemesi gereken bunca şeye kulak dahi asmazken, bari dış yargılara da ‘boş ver’ deyip kulak asmayabilsek. Mümkün mü? Zaman,bunun mümkün olmadığı konusunda kendi vicdanımızı ikna etmeye çalışırken başımızdan geçen bir şeydir. Aşk, insanın her şeyi ama her şeyi, aklının ve kalbinin en ulaşılmamış köşelerinde yer alan sırlarını dahi anlatacak bir insanı; başını yaslayıp bütün hisleriyle doğrudan doğruya yüzleşirken ağladığında yaslanabileceği kucağı arayışının; bunlara ulaşamayınca da gark olduğu cinnetin adıdır. Duvarlara ağlamışsınız aziz dostum, başınızı yaslayacağınız bir diziniz yokmuş. Elleriniz hiçbir zaman sevilen şeyler olmamış. Hep baygın gezmişsiniz. Hayatın bir garip yönü de, hiçbir meselenin sürüncemede kalmayacak, tüm düğümlerin çözülecek olması. Vicdanın üstü örtülebilir, o görmezden gelinebilir ama yok edilemez. Bunu defalarca tecrübe etmişsiniz. Sözüm ona bu sahte ikna girişimleri, esasında kendinizi kandırmalar, mutlaka ters teper ve tepmiş. Sıkılmaya başlamışsınız. Kendilerini en çok kandıranlar, kendinden en uzakta ikamet edenler, yalnız kalmaktan en çok korkanlardır. Çünkü vicdanın üzerine yatıp uyuyamaz insan. Taner Bey, Rodin heykelinin kenarında saatlerinizi bir başınıza geçirebildiğinizden bahsetti. Bu iyiye işaret. O ahmaklar gemisinde konforlu ve sarhoş yerinizi almak, herkese karışmak ama zinhar kafanıza kapanmamak; bu size sadece geçici bir rahatlama sağlamıştı. Fakat neler neler peşinde koştunuz. Alıntınız, sizi iyi anlatmış: Gururunuzun bu kadar incinmesine dayanmamalıydınız. İşte başınıza gelen.
Peki efendi, tüm bunlardan payını ne kadar aldın? Dostlarını anlamadan seven, düşmanını hiç sevmeden anlayan sen. Kahır. Sana gösterilenden fazlasını göremez olmanda, affedilmez hataların var.
Bu kadar. Lafın tamamı aptala anlatılır.” / (‘Kaygı’dan)
Gurbet bir his değildir aslında. Gurbet bir kırılmadır. Gurbet bir yolda olma halidir. His dediğimiz şey kalbimizden yol alıp aklımıza düşer. Gurbet ise insan kalbinin doğru yerde olmamasıdır. İnsan dünyada gurbettedir. İnsan bu dünyadan gidecektir. Gidiş yalnız O’nadır. Kalbimiz gurbete mahkumdur, çünkü gurbet bir yolda olma halidir. İnsan yolda olmak zorundadır ve gurbet insan olmanın ilk şartıdır.
Kalbin doğru yerde olmaması. Güzel ve tutarlı ifade etmişsiniz. Benden daha güzel ve tutarlı. Haklısınız da. Ama tüm bunların bir de hissi var. Dünya var. Kırılmanın, kalbin doğru yerde olmamasının, yolda olma halinin. Hikayesi olmanın bir de hissi var. Ama haklısınız.
Farabi der ki tözü itibariyle akleden ve akledilen şeyin maddesi yoktur. Yani akletmenin aynı zamanda ve esasında hem öznesi hem de nesnesi olabilen bir tek O’dur. Öyleyse o hem bilgi, hem bilinen hem de bilendir. Ancak insan öyle değildir. İnsan bilfiil bilinen değildir, fakat bilkuvve bilinendir. İnsanı bilkuvve bilinen yapan kendi özünden kaynaklanan bir bilme değildir.
Biz gurbetin hissini bizden kaynaklanmayan bir bilme ile biliriz. Gurbet hissi bize bilinen oluyorsa, yine gurbetin işaret ettiği kırılmadan ötürüdür. Bilkuvve var olan bu işaret, bilfiil sızıya dönüşmeyebilir de. Çünkü gerçekten kaybolmuş olanlar kaybolduklarının farkında değildirler.
Teşekkür ederim.