İnat ve hayırlısı. Birisi nerede biter, öbürü nerede başlar? Herhangi bir işimiz olsun diye çabalarken, nereye kadar inat edip nerede “olmadı” deyip boyun bükmek, yön-yöntem değiştirmek gerekir? Böyle bir gereklilik var mı? Sanırım var. Temelde hepimiz aynı maddeden yapıldık. Alt/üst sınırlarımız çeşit çeşit; ama zamanımızın ve enerjimizin sınırlılığı gerçeğini hep beraber paylaşıyoruz. Bunları en verimli (“verim” ile vicdanen tatmin olmuşluğu kast ediyorum) kullanma biçimini bulup çıkarmak ayrı ayrı her birimize kalmış. Bir işi (başarısız olup) bırakıp bir başkasına başlama iradesi de bu meselenin bir yanı. Yaşamadan öğrenilemeyen şeyler. Doğrusu duvarda yazmıyor, yazmayacak da.
İÜHF son sınıfın yoğunluğunda yükseklisans başvuruları yapadururken, kendi kendime çok kızdığım bir dönem olmuştu. Nerede durmam ve yönümü değiştirmem gerektiğini çıkaramıyordum. Avukatlık stajı ve avukatlık yapmak istemediğimi biliyordum, hepsi bu: Ne yapmak istemediğimden ne yapmam gerektiğine, buradaki ihtimaller arasından da ne yapmak istediğime ulaşma çabası. (Seçmeyi bilmeyen çoğu insanın buna benzer bir yol izlediğini gördüm). O dönemde birbiri ardına retler aldım. Cambridge, Amsterdam, Maastricht, Leuven… Her başvuru, bütçemi sarsacak miktarda paraya, derslerimi etkileyecek düzeyde de emeğe mal oluyordu. Nerede durmak gerek? Israr etmek önemli, bunda hiç şüphe duymuyorum. Ama enerjini ve zamanını verimli kullanmak da o bir o kadar/daha önemli. Nerede durulmalı? Nerede pes etmeli ve plan değiştirmeli? B’yi telefonda arayıp üzdüğümü, R’ye veryansın ettiğimi hatırlıyorum. Belki geçen sene bugündür, ya da bu aralar; telefonda A’nın “Her şeyi yap yapman gereken, başvur, araştır, uğraş. İnan bana en sonunda en iyisi olacaktır” demesi ile biraz durulmuştum (üçün yazından mezuniyete kadarki dönem, bir başka yazının konusu). Mart bunalımında, AC olmasa Jean-Monnet sınavına o düzende çalışmaz, bursu asla kazanamazdım. Defalarca umutsuzluğa düştüm; o beni taşıdı, yokladı. Elimden tutup Ankara’ya sınava götürdü. Ve saire. Böyle böyle sene bitti. Ne var ki yazın, gerekli olan IELTS puanını alamadım, uzun bir süre. 25 gün içinde 5 defa IELTS’e girdim. Birisi açıklanmadan, öbürüne yazılıp oturup çalışmaya devam ederek. Jean Monnet bursu ve Oxford kabul tarihine ilişkin uzunca bir mesele: Her sınav sonunda Jean-Monnet tercihimi değiştirip İrlanda/Trinity College yazıp bu eziyetten kurtulmak geldi aklıma. Eğer kararlarımı tek başıma alsaydım, en başında ne Oxford’a başvururdum, ne Jean-Monnet’i kazanabilirdim, ne de 25 günde 5 kez IELTS’e girerdim. Etrafımızın aklı. Ama işlerin uç uca eklenmesinin ardından, nerede durmalı’nın cevabını hala bulamadım. Sanırım bu meselede soru sorma faaliyetinin kendisi, yani bu yarayı sürekli kaşımak ve sıcak tutmak, sonuca ulaşmaktan daha verimli. Böyle bir verimlilik biçimi var mı? Sanırım var.
İşin öteki yüzü; geçmişe bakıp, iyi yahut kötü bir sona ulaşmış sorunların üzerine oh çekmesi kolay (Nijerya (?) atasözü: Ağacın boyunu en doğru şekilde, devrildikten sonra ölçebilirsin). Peki ya şimdi? Günlerce “research proposal” yazmaya çabaladım. Acı verici, can sıkıcı; çünkü arkasında koca bir ret silsilesi taşıyor. Kronolojik özet: Geçen yıl MJur ile beraber MPhil başvurusu da yaptım. Konu; yapay zekanın hukuki kimliği ve yapay zeka ürünü eserlerin telif hakları meselesi. Ret aldım. Bu yıl aynı konuda tez yazmak istedim. Ret aldım. Law and Computer Sciences adlı dersin açıldığını görüp, dersi seçip yıl sonu projesinde yine bu alanda bir proje yapmayı tasarladım. Ret aldım. Bu yıl MPhil başvurusu. İçimden hiç başvurmamak geçiyordu, research proposal’ı dahi yazmak istemedim. Tuba Hocam (Tuba Topçuoğlu) “Muhakkak başvur” demeseydi belki de başvurmazdım. Neticede aynı konunun biraz elini yüzünü değiştirip, ona çeki düzen verip-makyaj yapıp başka bir “proposal” yazdım: Fotoğraflarda telif hakkı, 21. yüzyılın ve internetin bu hakkın etkili korunmasına getirdiği sorunlar; ve bunlarla başa çıkmada yapay zekadan yardım alma seçeneği. Aynı fikirler, farklı olaylar. İnsan sağlıklı düşünemeyebiliyor. (Ne kadar güçsüz olduğumuzun farkında değiliz sevgili okur). Şunu biliyorum ki, eğer kabul alırsam, ne kadar iyi oldu diyecek, bu olumsuz geçmişin verilerini saklayacak, duygusunu unutacağım. Ama sanırım bu sondu. Artık “yapay zeka” yönünden vazgeçmek, başka bir araştırma konusu bulmak daha doğru olacaktır, diyorum. (Hayatını sadece kendi kararları ile yönlendirdiğini sanan kişi, muhtemelen yanılıyordur. Peki ne yapmalı? Konfor alanını terk etmeli, potansiyelini sonuna kadar kullanmalı. Sonra olmazsa olmaz. En azından bu prensiplerin doğruluğundan şüphe duymayabiliriz.)
“Kullarım sana beni sorunca (haber ver ki) işte ben muhakkak yakınımdır. Bana dua edince ben o dua edenin davetine icabet ederim.” Bakara 186. “Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır.” Matta 7:7 ve 8.
İnat nerede biter, hayırlısı nerede başlar?