winchester’da bir mevsim*

*(oxford yazıları (6)) Havalar bir şeylere işaret ediyor. Bu hep böyledir. İyiden iyiye soğuk. Diyorum ki, Reus’un paltosu gibi bir paltom olsa hiç üşümezdim. Zaman hep aynı zaman. Bütün bunlar yaşandı mı? Şahitler var. Peki kim yaşadı? Kısa yürüyüşler. Afrikalılar. Çinliler. Avustralyalılar. Türkler. Siyahiler siyahi olmayanlar. Zamanla mukayyet. Ama kayıtsız duruyorlar. Biraz daha yürüyorum. Sokaktayım […]

oxford yazıları (5)

Birkaç olay: Freshers Flu. Bir nevi “acemi salgını”. Buraya yeni gelenleri karşılayan soğuk algınlığına verilen ad. İç sıkıntılı birkaç güne denk gelmesi tuhaf. Odamda yatadururken, sadece dışarıya çıkma, oradan ayrılma ihtiyacı hissediyorum. Olağan hayatta bu durum, çokça başımıza gelir fakat dişimizi sıkar, masamızda oturmaya devam ederiz. Gelgelelim bu kez daha şiddetli. Okul mail hesabımdan, o […]

oxford yazıları (4)

Birbirimizin hikayelerine bu kadar çok etki ediyor oluşumuz, müthiş bir gerçek (dehşetli anlamında).  Bunu azımsamamak ve bundan doğan sorumluluğu göz ardı etmemek gerekiyor; ama muhakkak dengeyi gözeterek. Sosyal hayata dair her bir araya geliş, hatta (uzaktan) en ufak temas dahi bir uç bulup koskocaman olmaya, yarının kişisel hayatında merkezde yer etmeye müsait. Tesadüf yasası, çevremizi […]

oxford yazıları (3)

Bugünde yaşıyor oluşumuz bugüne ait olduğumuz anlamına gelmeyebilir. Aynı şekilde, bir yerde doğmuş olmak, orada ölmeyi gerektirmiyor. (Coğrafya kaderdir, diyor. Peki. Ağızların sakızı. Cemil Bey yüksek bir tonda şöyle yazıyor: Gitmek kaderin hatalarını düzeltmektir. Gelgelelim bunları sığca düşünmekten, etraflıca ifade edemiyorum, henüz). Gitmek ne demek? Coğrafi olarak yer değiştirmek gitmeye dahil ama bu kavramda bundan […]

azalarak güçlenmesi

ben bakarken size, tanrı gözlerini kapıyor bırak beni dildeşen, utanmıyorum o tatlı ham meyvelerin ekşi hatıraları an evvel içimizden giyinin uzaklaşın (işte bir el göğsümüzü durmadandamgalıyor) gök üstüme düşmedikçe utanıyorum. ben vakar derdim hep, sen kibir dedin dev günahlar işleyemem, öyle korkağım bu kaç oldu hayır, artık affedilmek istemem küçücük kaldım hey tanrım daha neler, […]

oxford yazıları (2)

Alışkanlıklar önem arz ediyor; hem bireysel, hem de kitlesel anlamda. Zamana karşı varlığının hakkını vermiş bir alışkanlık, bireyi ve kitleyi dönüştürebiliyor, yedisinde de yetmişinde de. Sistemler. Esasında bireyler de birer sistemdir. Sistemler kendi kendilerini geliştirebilirler; iyi alışkanlıklar ve iyi birlikteliklerle. Bana öyle geliyor ki, bize her şeyden daha fazla iyi alışkanlıklar gerek. Peki büyük sistemler, […]

mezuniyet konuşması / iühf

“Sayın hocalarım, pek kıymetli misafirlerimiz ve sevgili arkadaşlar. Mezuniyet törenimize hepiniz hoşgeldiniz. İyi ve kötü, tatlı ve acı, güzel ve çirkin bir 4 yılı geride bıraktık. Memleketin dört bir yanından, uğraşlarınıza ara verip bu günü kutlamak için buralara kadar geldiniz, eksik olmayınız. Biz mezunlar için ise bu gün, bir devrin sonu anlamına geliyor. Yarın sabahtan […]

yirmionyedi

be’ye kurulu bir geniş zaman (beklemek yorulmuştur) anlaşılma pahasına ulu hüzün piç şimdi. durmadan unutunca, anımsatır durmadan: kapısı girilsin diye değil çokça beklensin diyedir. göz, görmekten uzaklaştı heykelbeklemez bir hışımla, tutarak toprağa en yakın bakım yerinden, (iç ses gönderinde) nasırlı özgürlüğü yüceltti asıl yerine: -ellerim hiçbir zaman sevilen şeyler olmadı, dedi sonsuz dilde “nerede kaldın?” […]

oxford yazıları (1)

Kişiliğimizi oluşturan bir dolu element var. Beslenme kanallarımızın sayısızlığı zaten sır değil. Fakat bir husus var ki, bilinçli yahut kendiliğinden, çoğunlukla görmezden geliyoruz: Bireyi o “biricik” birey yapan şey, yolda yanına aldıkları kadar, evde geride bıraktıklarıdır da. Evet. “Vazgeçmek almaz, vazgeçmek verir” diyor bir aklıselim. Artık İstanbul yok. Türkiye arkada kaldı. Geride bıraktıklarımın beni ne […]

başkasının rüyaları

-Hüznüne hiç dahil olmamışım mı nedir? bak bu eşyanın gözü: “ağırlığıma yükselmeli”yi düşleyip alçalırken kütlem kadar utanç bozdurduğum dönemeç (çünkü o dem duraksamak, devrilmeye denkti) odam bozabulanık odam çok köşeli odam durmak desen bir yerlerde durur bak bu kaygı: edatlar bağlaçlar acizlikten, meğer hüznüme en yabancıymış uzakmış hem en yakınımda bu böyleymiş; öldürmemişse yaşatmamış da […]

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön