oxford yazıları (13)

Bazı yaşıtlarımın, bütün önemli olay ve durumlara ilişkin fikir ve tavır beyan etmek zorunda hissettiklerini görüyorum. Bu biçimde bir zorunluluk hisset(tir)mek, bizim gibi ülkelere has olsa gerek. Kanaat önderlerine / medyada öne çıkan figürlere, kadınlar günü yahut On Sekiz Mart yıl dönümü yahut şehit cenazeleri yahut deprem yahut kadın cinayetleri hakkında neden açıklama yapmadıkları sorulup buradan büyük büyük anlamlar çıkarılıyor. Kızmamak elde değil. Sana ne diyemiyoruz. Niye diyemiyoruz, diyemiyoruz. Hepten her şeyin tekerine çomak sokan bir virüs söz konusu olduğunda, bu saçmalıklarla karşılaşmadık. Ya da virüs salgınında (kimilerine göre) henüz başlangıç aşamasında olduğumuzdandır, bilemiyorum. “Neden korona virüsü ile ilgili açıklama yapmıyorsunuz sayın Ünlü Bey/Hanımefendi? Maksadınız ne? Ölümler hoşunuza gidiyor sanırım?” Olmaz değil. “Her fırsatta mikrofonlara sarılan, birkaç ağaç için bile ortalığı ayağa kaldırmaktan geri durmayan Ünlü Bey’in/Hanımefendi’nin, söz konusu ülkemizi ve milli bütünlüğümüzü tehdit eden bir virüs olduğunda sessiz kalması kamu vicdanını derinden yaralamaktadır.” Her ne ise.

Kürenin geri kalanında olduğu gibi virüs, burada da her şeyi alt üst etmeye başladı. Oxford genelinde ilk vaka, mensubu olduğum kolejde (Hertford College) raporlandı. Yemekhanemiz, MCR’ımız (middle common room, bir nevi dinlenme merkezi) dezenfekte edilmek üzere kapatıldı. Vaka sayısı da hem üniversite çapında hem Oxford sakinler arasında günbegün artıyor. Boris Johnson’un gayriciddi açıklamaları, hükumetin bu işi çok da ciddiye almadığını gösteriyor. En azından yaygın kanı bu yönde. Şehirde ilk vaka sonrası hususen görevli bir ambulans, bu ilk hastanın son zamanlarda birlikte vakit geçirdiği insanları tek tek ziyaret ediyor. Gerekli testleri yapıyor. Hastaya ve temas içinde bulunduğu insanlara bir hafta odalarını terk etmemelerini, kendilerini karantinaya almalarını salık veriyor. Evimizin önünde bir ambulans: ev arkadaşlarımdan AJ de koronalı öğrencinin son zamanlarda vakit geçirdiği insanlardan imiş. AJ odasından ayrılmıyor, istediklerini biz tedarik edip kapısına bırakıyoruz. Kapalı kapılar ardından teşekkürleşiyor/ lafı mı olur’laşıyoruz. En hayat dolu, en hareketlimizdi AJ. Odasından çıkamıyor olmak onu çok zorluyor olmalı ama, diğer öğrencilerde olduğu gibi AJ de bu salgını çok ciddiye alıyor. Oldukça sıradışı geliyor bu durum bana. Üzerime düşenleri, toplumsal bir sorumluluk hissi ile yerine getiriyorum ama etrafımdaki insanların bu derece korku içinde olmaları beni şaşırtmıyor değil. İngiltere hükumetinin halihazırdaki rahat tavırlarının yarattığı tedirginlikten olsa gerek. Belki de bu meselenin cahiliyim, tecrübesiziyim; ama vurdumduymaz olmamaya çalışıyorum. Hep beraber izliyoruz.

Geçtiğimiz hafta, diğer ev sakinimiz (Çinli) dostum Y. ve onun bir başka arkadaşı ile (adını anımsayamıyorum, diyelim ki Abdullah) kolej davetine katılmıştık. Yani henüz kolej kapatılmamıştı (bu cümle ne kadar çok şey çağrıştırıyor:)), yani Oxford’ta virüs vakası görülmüş değildi. Y ve Abdullah harıl harıl aldıkları önlemlerden konuştular. Birbirlerine maskelerini gösterdiler, tavsiyeler alış-veriştiler. Gülerek “Biraz abartmıyor musunuz baylar?” nevinden birkaç şey söylediğimi anımsıyorum. Esasında öylesine konuşmuştum, muhabbet açılsın, laf olsun nevinden sarf edilmiş cümlelerdi. İlginç hikayeler: geçmiş bir başka salgında dostum Y’nin bir aya yakın hastanede yattığını, mahalle komşularından bir evin, anne-baba-çocuklar ailecek hayatını kaybettiğini öğreniyorum. Böyle hassas konularda kimin ne yaşamış olduğunu bilemeyeceğimiz için dikkatli olmalı. Konuşmazsak, şaka yapmazsak ölmeyiz.

Fakülte danışmanım / dekan Christopher Hare ile dönem sonu görüşmesi. Chris “Virüsle mücadele konusunu hükumete göre çok daha ciddiye alıyoruz emin olun” diyor. İlgili tıp bölümünün her şeyi bir kenara bırakıp virüs üzerine çalıştığını söylüyor. Kendisi de bir tıp doktora öğrencisi olan Y. bu konudan rahatsızlığını veryansınlarla bildirmişti zaten; aşı ekibiyle aynı çatı altında olmak onu oldukça kaygılandırıyor. “Ali, bina ufacık yer, üstelik tek havalandırması var. Hepimize bulaşabilir anlıyor musun?”. Görüşme, evet. Christopher, dönem arasına dair bir seyahat planım olup olmadığını soruyor. Esasında bu tatilde (sınavlardan önceki son tatil) çalışmaya kapanmadan önce bir hafta/on günlüğüne, önce kuzeye, İskoçya’ya, oradan da İrlanda / Dublin’e geçip biraz dinlenme düşüncem vardı. “İstersen gözden geçir bu planını” diyor Chris. Hükumet her an, sınırları uluslararası trafiğe kapatabilir, diyor. Sınav döneminden önce başka bir ülkede mahsur kalmak, üstelik neyin nereye varacağını da bilmeden, hiç de iyi olmazdı. “Sınavlar ne olur, onu bile bilmiyoruz. Belki ödeve çeviririz, belki online yaparız. Hiç bir şey bilmiyoruz. Belki hükumet kapatır üniversiteyi. Hatta, Oxford’u hepten karantina altına bile alabilirler. Gidince dönemeyebilir, kalınca çıkamayabilirsin.” Bir nevi Feliks Kulpa. Bu söylenenleri ciddiye alıyorum. Halihazırda beş öğrencide görüldü virüs. Böyle böyle şeyler üzerine yarım saat konuşuyoruz. Sanırım, Londya’ya birkaç günlüğüne giderken bile tüm kitaplarımı yanıma almam icap edecek. Gittiğin yere, geriye dönmeme ihtimalini cebine koyarak, oradan uzun bir süre ayrılamama ihtimalin olduğunu bilerek gitmek. Buna benzer münferit bir hislenme biçimi biliyorum sevgili okuyucu. Öyle işte.

İki gün önce sabah, dostum Daniel’in mesajını görüyorum. Önümüzdeki hafta İstanbul’a gideceğini biliyordum. “Müsaitsen görüşelim” diyor, “Sınırlar kapanabilir diyorlar, duydun mu? Ne olur ne olmaz diye biletimi erkene aldım, ben yarın gidiyorum”. Buluşup laflıyoruz. Daniel “Mahsur kalırsam da İstanbul’da kalayım” diyor. Britanyalı dostum Daniel.

Tedailer. Senaryo değişiyor, bizi çevreleyen insanlar değişiyor, sahne başkalaşıyor, biz başkalaşıyoruz. Olan oluyor ve biz nerede mahsur kalacağımızı seçiyoruz. Dublin, İstanbul, Londra, Oxford. Hayat sen ne garipsin. En usta senarist, köşe başlarına köşe başları ekliyor. Biz de yaşayarak izliyoruz.

Nerede mahsur kalmalı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön