Bir adı Ş. Başarılarının kurbanı olmuştur. “Tam öyle değil” sözü ona aittir. Tek kalmaktan korkar; yalnızca üstünlük izhar etmek için dahi olsa, yanında her zaman birilerini ister. Bir gün evkafta memur olsa, gönderildiği taşra kasabasında, (faraza geçici olarak bir otel odasında kalması gerekse) akşamları duvara bakmaktan canı dayanılmaz derecede sıkılır da o bunun adını asla koyamaz.
Adı N. Ona verilen en büyük nimetin (unutuş) hakkını verir. “Tortusu kalır” sözü ona aittir. Dünyada (toprak anlamında) gamdan azade gibi yürür de geceleri yalnızken ağlar. Ama çok değil. Küçük a’ları yazarken alt satırlara çok taşırması dışında, düzgün yazamamaktan şikayeti yoktur. Zaten iş saatleri dışında yazdığına pek şahit olunmamıştır. Bir zamanlar hakikati tüm çıplaklığıyla temaşa edip, manzarasını iyi niyetle de olsa terk ettiğini belli belirsiz bir pişmanlıkla kendisi anlatır. Mutsuz olduğu arada aklına gelse de, bir büyük buhranı (yaşı ile beraber) büyüttüğünün henüz idrakine varamamıştır. Sorsanız, durduğu yeri kendisi seçmiştir.
Adı R. Gün içlerinde anonim kalabalıkla, gün ardlarında başıyla kavga eder. “It don’t matter where you bury me” dizesi o henüz doğmadan önce (miladi ikibinli yıllarda) onun için yazılmıştır. Kısa boyludur, parmak uçlarında büyüklenerek yürür. Rivayet odur ki birkaç gün boyunca sadece yürüyebilir; şeylerle bu şekilde başa çıkar. Gündüzleri ağlar. Çok zaman bir büyük tezatı yaşatır: Kaçtıklarının çekimindedir; bu durum onu, varmak istediğini cepte görmeye ve oradan uzak durmaya iter. “-ç” harflerini düzgün telaffuz edememekten ve evrende kapladığı hacmi dolduramıyor olmaktan şikayetçidir. “Enine ölümsüz olabiliriz” sözü ona aittir.
Bir adı C. İflah olmaz bir yerinden şiddetlice burkulmuştur. Mütemadiyen mahzundur, mütemadiyen güler. Tanrı’sını çok sever; kalbi kırıkların cennete gideceğini umar. Yakınları bu durumu kalp kırıklığına yorarlar. Unutmak için hareket eder. Yeterince gün gördüğünü sananlar bu duruma “devinimde yatan hazinenin sıradan insanda görünüş biçimi” diyeceklerdir; biz onları kalaylı kibirleri ile bir kenara bırakalım. “Oysa ben neler düşünmüştüm” sözünün ona ait olmamasına hayıflanır.
Adı S. O bir devdir. Fakat bu devlik, çıplak gözle gözlemlenemeyen neviden olduğundan ( bu sınıftan bini aşkın devlik biçimi vardır) çokları bunun farkında değildir, henüz. Esasında, o da bunun farkında değildir, henüz. Dünyaya, bir dürbünün tersinden bakar. Olaylar ve şeyler birer oyundan ibarettir onun için; küçüklükleri görür güler geçer. Kambur yürür, birkaç cümlede bir t harflerini yuttuğu olur. “Seni budala; kapı kocaman ama el kadar anahtar onu açar” sözü ona aittir.
Adı İ. Sağ omzunu bir kazada (sonra aynı yerden ikincisi de yaşandı) kaybetmiştir. Alegorik anlatım yapabilmeyi çok ister, esasında kendisi bir alegoridir. O bir küçük adamdır; ama sadece kendisi bunun farkındadır. Bunu kutsal bir sır gibi sırtında taşır; bu sebepten başı öndedir. “Boş zamanlarımda şemsiye onarırım; ama baharı da çok severim” sözü ona aittir. “Bir gün mutlaka” sözünü de sahiplenmek ister; ama bu söz ondan önce söylenmiştir. Omuzsuz ölecek olmak, en büyük kaygısı ve korkusudur.
Adı İz. Artık yaşlanmış olsa da, kibrinin yaşlanmaz vücudu bir delikanlı kadar kanlı ve etlidir. Kendi sınıfından başka hiçbir sınıfın canlısına merhamet etmez, anlayış göstermez, selam dahi vermez. “Ses tellerinize bir baktırın isterseniz” ve “ne alakası var” sözleri ona aittir. Kavramlara dair dağarcığı o kadar dardır ki, taşıdığını sandığı değerleri taşımadığını fark dahi edemez. Zaten kibrin bir anlamı da budur. Daha fazla kelimeyi hak etmemektedir.
Adı U. Üç kısa ses darbesi şeklinde güler. Heyecanı, bitmez adrenalininden ötürü kaçınılmaz bir özellik olarak taşır. “Uf ufff uffff” sözü ona aittir. Gözlerden ırak, oluşmakla meşgul yaşar gider. Annesi babası hiç olmuş mudur bilinmez, kimliğinde de bu yerlerin boş olduğu söylenir. Bir başka rivayete göre ise yirmi yaşında bir anda var olmuştur. Güngörmüşler bilir, sıradışı insanlar hakkında efsaneler çabuk yayılır. Az da olsa yapacak bir iş bulamadığı olur; böyle zamanlarda sakince su içer. Sonra yeni bir iş bulur.
Bir adı Bd. Toprağa yavaş basar; yürürken bastığı yeri incitmekten korkuyor gibidir.Çok kaygılı olduğında aklına perşembeleri getirir. Kaygısı geçmez ama kaygılı olduğunu böylece unutur; daha doğrusu hatırlamaz olur. Çünkü ona “unutuş” verilmemiştir (yeterince gün görenler, bu duruma ‘gaflet’ demekten kendilerini alamayacaklardır elbet). Tükenmez kalem kullanamaz; 2B uç dışında kalem ucu ile yazamaz. Saçlarını kısa kestirir. “Ne olacak ki” sözü ona aittir. Bir tereddüdüdü gün gün büyütmektedir; bunun bir tereddüt olduğu hususunda dahi tereddütleri vardır. Yürürken yaptığı gibi, kelimeleri telaffuz ederken de onları incitmekten çekinir gibi, usulca seslendirir onları. İyi niyetlidir; fakat yeterince gün görenler bilirler ki iyi niyet kurtarmaz.
*(oxford yazıları (9))
Bir yerde filmini izlemiş çok beğenmiştik denemesi de güzel olmuş Yüzler’in
Teşekkürler aziz, ben de çok beğenmiştim haklısın:)