londra yazıları (2)

Rem viderunt, causam non viderunt

(Olanı gördüler, sebebini değil)

Aziz Augustinus

“Context” her şeydir. Öyle sanıyorum ki bu önerme, sadece kelimeler için değil, yaşam durumları için de geçerli.

“Con-” latince “birlikte, beraber” anlamı katan ön ek. “Text” modern anlamıyla “yazı, metin”. “Contexere” (‘birlikte örmek’) fiilinin bir çekimi olarak “contextus”. Eskimiş dilde “siyak ve sibak”a denk düştüğü söylenebilir; sözün gelişi, öncesi, sonrası. TDK’ya baktığımızda kahramanımız, Türkçemize katılmadan önce Fransızca durağına uğramış; “contexe”den “kontekst” olmuş. (Sevgili okur; senin gibi ben de bu kelimenin dilimiz karşılığının ‘bağlam’ olduğunu öğretildim. Fakat ‘kontekst’ bana ‘bağlam’dan daha Türkçe geliyor. Türkçeleşmiş Türkçedir ve ne de olsa bu süreç, o dili yaşatanların zihninde, rafine bir ekibin huzurunda olduğundan daha sağlıklı gerçekleşir.) Metin içinde, yani cümlenin akışında, öncekine ve sonrakine dayalı olarak var olmak. Bir örüntünün parçasını teşkil etmek. Esas anlamın, tek başına değil, diğer elementlerle birliktelik içinde yorumlandığında ortaya çıkması.

Slogan tapıcıların ve sosyal medya bilgelerinin (bence bilmeyerek yahut daha da ötesinde, bunu zaten hiç de mesele etmeyerek) anlamadığı hususun burası olduğunu düşünüyorum. Öncelikle şunu bilmeli: Bir metnin yakışıklı olması onu doğru, mantıklı yahut yerinde yapmaz. Çünkü bir metnin yakışıklı olması, mantıklı olması, doğru olması ya da yerindeliği, birbirlerinden farklı şeylerdir. Mesela; buraya kadar yazdıklarımı bir sosyal medya hesabında “flood” (bilgisel) haline getirsem, ardından da Derrida’ya ait olduğunu bildiğim (ve göze-kulağa bir hayli hoş gelen) “il n’y a pas de hors-texte”  (‘metnin dışında hiçbir şey yoktur’) sözü eşliğinde paylaşsam, sahteliğe tahammülü olmayan insanlar dışında takdirle karşılanırım. Hatta öz-bilincim yeterince gelişmemişse, kendi çukurlarımı ve tepelerimi iyi tanımıyorsam, matah bir iş başarmış gibi samimi bir kıvanç duyarım. Sadece sahteliğe tahammülü olmayan ve muhakemesi keskin birisi bana yaptığım hatayı işaret edip “Derrida, o sözü bambaşka bir kontekstte kullanıyor arkadaşım” diyebilir. Ne var ki bu insanlar sayıca azınlıktadır: “Bu sözle Derrida hazretlerinin asıl işaret etmek istediği husus, kontekstin önemi olmasa gerek. Burada, dervişane bir tavırla bu yalan dünyanın bir anlamı olmadığını, gerçeğin yalnızca kitapların büyülü dünyasında olduğunu, ‘etten ve kemikten yapılmış’ dünyanın önemli olmadığını da ifade etmez kendisi. Yahut metnin altında yer alan yatan düşünceyi de küçümsemez. Bu söz, Derrida’nın ‘yapısökümcü’ yakşalımına işaret eden, gerçek mahiyetini anlamamız öyle birkaç özlü sözle mümkün olmayacak daha büyük bir yapının kulağı okşayan bir parçası; hepsi bu. Bir puzzle parçasını, bir başka puzzle’ın resmini tamamlamak için kullanıyorsun. Komik duruma düşüyorsun. Öyle yapma.”

Böyle böyle, alakasız ama yakışıklı metinler/özlü sözler (ne demekse), hiç uygun düşmeyen kontekstlerde, yerli yersiz kullanılır. Mutaassıp bir köşe yazarı, Marks’ın sözünü tutucu bir fikrini parlak göstermek için kullanmaktan içtinap etmez. Nazım Bey’in hapishaneden yazdığı şiirinden bir parça, hiç tereddüt etmeden bir banka reklamında, birlik beraberlik imajı yaratmak için alıntılanır. Öyle kullanımlarla karşılaşırız ki, metnin yaratıcısı mezarından kalkıp “yahu ne alakası var, ben bunu mu kast ettim?” diyecek sanırız. Ama çoğunluk bunu görmez; kullananlar için önem arz eden de budur. Zamanın gerçekliği: Şeyhin entellektüel kapasitesinin, mürit sayısı oranında artıp azaldığı zannı. Bereket ki bunun tek başına önemli olmadığını biliyoruz. O halde işimize bakalım sevgili okur. Bu vartaya düşme riski, senin ve benim için de geçerli. Senin ve benim anlamamız, az şey değil..

Müsaadenle bir adım daha ileri giderek, bahsettiğim önermeyi sadece yazılı metinler açısından, birebir insan ilişkilerinde de göz önünde bulundurmamız gerektiğini öne süreceğim. Hukuk-terk/yönetmen/gazeteci bir dostumla, İÜHF’ün ön bahçesinde yaptığımız upuzun tartışmalarda, buna benzer şeyler üzerine konuşurduk. O benden daha ileri gider, hukuki anlamda dahi bir insanın (hakim/ceza-adalet sistemi mensupları) bir başka insanı yargılama hakkı olmadığını savunurdu. Tutarlı bir insandı ve tahmin edilebileceği gibi, hukukçu olmayı reddetti. (Bana da öyle geliyor ki, sıradan bir insanın başka başka hataların günahkarı olmamasının en büyük sebebi, o günahları/hataları işleme fırsatının henüz eline hiç geçmemiş olmasıdır: Sınanmadığım sınavı geçtim/geçerim yanılgısı.) Ben onun kadar ileri gitmiyor, ama fikir yürütme biçimine bir nebze katılıyorum: Her insanı sözümona kendi konteksti içinde düşünmeyi başarabilsek, hiçkimseyi yargılayamadığımızı da görürüz. Yaşam durumlarından bağımsız bir biçimde, kayıtlarımıza açgözlü bir hırsız olarak geçen birisi, yaşam durumları (yani kendi konteksti) içinde değerlendirildiğinde, birkaç günü aç geçirmiş, belki çocuğunun bir ihtiyacını karşılamak için kendi ayaklarıyla yine kendi onurunu çiğnemiş çaresiz bir baba halini alabilir. Metroda yaşlılara yer vermeyen sapasağlam gencin, kaç gündür adamakıllı dinlenememiş, düzgün beslenememiş bir işçi yahut sınavı için sabahlamış, yorgunluktan bayılmak üzere ama son bir gayretle sınava yol alan bir üniversite öğrencisi olduğunu, ancak onun yaşam durumu içinde, önceki ve sonraki elementler ile bir arada değerlendirdiğimizde anlarız. Tıpkı bir kelimeyi/söz öbeğini, önün önünde arkasında, üzerinde yer alan diğer öbeklerle bir arada değerlendirdiğimizde asıl anlamına vakıf olabildiğimiz gibi. Düşündükçe anlarız, anladıkça yargılamaktan vazgeçeriz. Ne var ki çoğunlukla bu konteksti, yani yaşam durumunun enini boyunu ölçecek içerikten yoksunuzdur. O halde kestirmeden gidip, yargılamaktan vazgeçebiliriz. Buradan şu sonucu çıkarıyorum: Uzayda asılı, tek başına var olan bir yaşam gerçekliği göremiyorum. Her şeyi, onun dışındaki her şeyle bir arada değerlendirdiğimde anlamlandırabiliyorum. İtirazlarını duyar gibiyim sevgili okur. Ama ben doğrudan ve yanlıştan bahsetmiyorum; anlamaktan ve anlamlandırmaktan bahsediyorum. İnsanın yanında yer almaktan.

Bu yüzden “context” her şeydir ve bu önerme, sadece kelimeler için değil, yaşam durumları için de geçerlidir.

(görsel: ‘Girl with a Carnation, Fragment of the Right Hand ‘ Wilhelm Leibl)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön