yıl olur asra bedel (2)*

*(oxford yazıları (12))

(devam)

Oxford’tan kabul almak, işin sadece bir yanı: Öncelikle, şartlı olarak kabul edilmiştim. IELTS sınavından toplamda en az 7.5, her bölümden de ayrı ayrı en az 7 almam ve bunu üniversiteye sunmam gerekiyordu. Açıkçası sene içinde bunu çok sorun etmedim, çünkü bir başka ufak sorunum daha vardı: 34.500 poundluk yıllık eğitim ücreti ve buna ilaveten, yaşam masrafları. Yani İÜHF son dönemimde, önümde iki ayım kalmıştı ve beni bekleyen çok iş vardı: İÜHF birinciliği için ayağımı gazdan çekmeden çalışmam gereken fakülte dersleri, Jean-Monnet Bursluluk sınavı ve bir miktar burs bulma hedefi (Jean Monnet’i kazandığımı varsayarsak, o günün kuru üzerinden yüz-ikiyüz bin lira yeterdi sanırım). Kabulü müteakip, Oxford’un mümkün bütün burslarına başvurdum. Ama sene başında yaptığım hatayı tekrarlamadan, ağırlığı derslere vermeye karar verdim. Büyük taşlar – küçük taşlar.


23 Mart’ta Jean Monnet sınavı vardı. Yine de okula gitmeyi, dersleri takip etmeyi bırakmadım. Burada AC’nin hakkını teslim etmem gerekir: O olmasaydı bu sınava bu verimde çalışamaz, sınavı kazanamazdım. Mart ayının başında kolları sıvadık. Daha doğrusu, o sıvadı: Okula gitmeyi bile bir kenara bıraktı. Sabahtan akşama kadar araştırıyor, yazıyor, çiziyor; günün sonunda çalışılması gerektiğine ikna olduğu dökümanları pdf halinde bastırırken, bir tane de benim için bastırıp masama bırakıyordu. Bense her gün sabah okula gidiyor, derslerime girip çıkıyordum; derslerden sonraysa okul derslerinin yanında birkaç saat de Jean-Monnet için oturup çalışıyordum, bu kadar. Tabi bir de (ayrıntısı burada gereksiz duracak) bir bunaltı dönemi. Üzülerek hatırlıyorum; Oxfrod haberi bile sadece biraz iyi geldi. AC bu halde elimden tutup Ankara’ya kadar götürdü. Beni sınav salonuma kadar götürüp sırama oturttu. Böyle böyle.

Jean Monnet: Okul ücretinizin 20.000 Euro’sunu karşılayan, aylık da (varış ülkenize bağlı olarak) size 1200-1600 Euro arası cep harçlığı veren Avrupa Birliğinin Türkiye’ye özel bursu. Yani, bu bursu kazansam dahi, yirmi bin pound civarı bir miktara daha ihtiyacım olacak. Ne yapmalı? Google’a “burs veren kurumlar” yazmakla işe başladım: Doğuş grubu, Anadolu grubu, organizasyonlar, markalar, firmalar, kurumlar… Bu parayı verebilmesi muhtemel her yere ulaşmak istiyordum. “En azından borç” dedim, “borç verin ben size muhakkak öderim”. İlk başlarda “tabi ki de birileri burs verecektir. Sonuçta Oxford’a gideceğim, birisi elimden tutar muhakkak” diye düşünürken, gün gün umudu kesmeye başladım. Durumum, hiç kimsenin umurunda değildi. Olsun. Tuba Topçuoğlu hocama gittim. Bu gerçeklik ve daha birçok şey üzerine lafladık,dertleştik. “Ah bi zengin olsam, seni ben tek başıma okutmak isterdim. Ama ne yaparsın. Sen elinden geleni yap, gerekirse ben senin için sosyal medyadan kampanya başlatırım.” dedi. Bunu demesi yeter zaten. O günkü sohbetimiz, Oxford’a gitmekten ve gitmemekten daha ötedeydi. Böyle.

Burs aldığım kurumların kapısını tıklatmaya karar verdim. Önce Anadolu Vakfı: Anadolu Grubu’nun bu vakfından dört yıl burs aldım, sağ olsunlar. Vakfın sponsorluğunda Galata Fotoğrafhanesinde bir de fotoğrafçılık kursuna katılmıştık, Ozan’la beraber. Vakıf, elde edilen para bir yardım kurumuna bağışlanmak üzere, bir fotoğraf sergisi düzenleyeceğini, bizlerden de fotoğraf(lar) yollamamızı rica ettiğini bildirdi. Yolladım. Neticede, sergide benim de bir fotoğrafım satılmış. Teşekkür mahiyetinde ufak bir hediye verilmek üzere Buyaka’ya bir toplantıya davet edildim. Fırsat: Anadolu Grubu başkanı Tuncay Özilhan’a, Word halinde (geri ödemek üzere burs istediğim) uzunca bir mektup yazdım ve toplantı çıkışı bir şekilde ona ulaşıp, 30 saniye kendimi tanıtıp mektubu verdim. Dönüş olmadı. Hoş, okuduğunu bile sanmam tabi ama burada önemli olan, bütün seçeneklere başvurmaktı. Bu seçeneği de eledim.

Turing: Burs aldığım başka kurum. Ama üç yıldır sene içi etkinliklerine pek gittiğim söylenemezdi: Bursum kesilmeyecek kadar, minimum sayıda etkinliğe gidiyordum. Fazlasına vakit bulamıyordum. Yani Turing’de beni pek tanımazlardı, sanırım. Ne yapmalı? Kurum gündemine baktım; şiir ve hikaye yazma yarışmaları düzenliyorlar. Dereceye girenler için de ücretsiz yurtdışı gezileri var; orası sonranın meselesi. İşler istediğim gibi gitti: Önce şiir, sonra hikaye yarışmalarında birinci oldum. Hikaye ödül töreninde vakıf başkanı, son yarışma sonucunda sahneye gelip beni muhtemel İÜHF birincisi, şiir ve hikaye yarışmalarının da ikisinin birden birincisi olarak tanıttı. Aradığım imkan, hemen yanıbaşımdaydı yani. Talip olduğum burs, (kefenin bir yanına Oxford’u koyunca) her ne kadar bana küçük bir meblağ(!) gibi gelse de, birisinin karşısına geçip “bana bi iki yüz bin lira burs verir misiniz, en az?” demek, kolay bir iş değil. Ama orada kendimi tanıtmaktan muradım da buydu zaten. Yarışma sonrası başkan ile başbaşa oturduk. Böyleyken böyle dedim. “Sen hele bir sınavlarına gir çık, sonra gel konuşuruz” dedi. Umut. Bu arada bu yarışmalar sonucu iki tane yurtdışı gezisi kazandım; İspanya ve İsrail. Ne beklerken ne. (Kısaca: Bu girişimin sonunca Turing bana, ellerinden gelenin bu olduğunu ifade ederek aylık iki yüz euro’dan on iki aylık eğitim bursu sağladı. Eğitimim boyunca çok işimi gördüğünü söyleyebilirim. Eksik olmasınlar.)

Tüm bunlarla beraber, burs koşuşturmasına çok zaman ve emek ayırmadım. Trenler Topkapı’dan Vezneciler’e, Vezneciler’den Topkapı’ya gider gelir gider gelirdi. Günler, sabah kalkıp, yatana kadar bir şeylere çalışarak geçerdi. Miras, CMK, İcra İflas, Deniz Ticaret. Jean Monnet. Öncelikle derslere odaklanmak meyvesini veriyordu. Oxford’u bile bir kenara bıraktım. Çünkü eğer gidemez isem, yani gerekli parayı bulamaz yahut IELTS puanını alamazsam,bu bahisten hiç kimseye bahsetmeden, mesele kapansın gitsin istedim. Cambridge başvurusunda yaptığım hatayı yapmak istemedim: İmajımızı, yapmak istediklerimizle oluşturduğumuzda, bu hedeflere ulaşamaz isek kendi içimizde yalancı ve düzenbaz oluruz. Burada bir husus daha var, sevgili okuyucu: Arkamda alternatif ve sağlam bir plan bırakmamıştım. Yasal staj başvurusu yapmadım, bürolara CV yollamadım. Ya bu plan olur, dedim. Ya da seneye bir daha yeni baştan denerim. Bu arada? Memlekete dönebilirim, Fransa’da bir iş bulup bir yandan orada Fransızca kursuna gidebilirim, İstanbul’da kalabilirim. Bilemiyordum. Ama geride kafa ve emek ayırdığım bir başka plan kalmamıştı.

Sırasıyla sınavlara girdim çıktım. Sırasıyla açıklandılar, sırasıyla şükrettim; çünkü sonuçlar sırasıyla AA geliyordu. (Toplamda 97. olarak Jean Monnet sınavını da kazandım. Evet.) Böyle böyle okul bitti. 1 haziranda karışık duygular içinde memlekete döndüm; 15 haziranda İsrail gezisine katılmak için İstanbul’a dönmek üzere. (Vakıf, etkinlik devamlılığım çok kötü olduğu için İspanya gezi hakkımı elimden aldı; ayrıntılar mühim değil). Esasında IELTS çalışmaya başlamam gerekiyordu ama, öyle yorgundum ki, 2015 eylülde çıktığım evime, o zamandan sonra ilk kez dönüyor gibi girdim. Bir süre kendime gelemedim. Neticede hiç çalışmadım; ne de olsa yapabilirim dedim. Hem vakit de var. Zaten ilk sınavda kıl payı kaçırmıştım ve hastaydım. Biraz gayretle halledebilirim gibi geliyordu. Sonra İsrail gezisi. Hebron. Kudüs. Eriha. Yafa. Gezinin son günü, Yafa’da, bir zamanlar Sultan Abdulhamit’in yaptırdığı bir saat kulesinin altında bir bankta ekibin toplanmasını beklerken, son sınavımızın da açıklandığını öğrendim. Deniz ticaret hukuku. AA. Nihayet, son seneyi 4 ortalama yaparak, İUHF’ü de 3.94 ortalamayla ve birincilikle bitirmiş oldum.

İsrail dönüşü, IELTS. Bir yandan da Jean-Monnet yazışmaları. Burs komitesi, tez zamanda tercihlerimi (2 üniversite) yapmamı istiyordu. Şart; gideceğiniz ülkenin, Avrupa Birliği ülkesi olması. İngiltere? Ne olacak kimse bilmiyor. Komite diyor ki; isteyen İngiltere’ye gidebilir. Ama Brexit ne olur, ne zaman olur, nasıl olur, sizi etkiler mi, bilemeyiz. Daha sonra size verilen parayı geri isteyebiliriz; bu riski alacak olan sizsiniz. Haliyle aldım. Birinci sıraya Oxford, ikinci sıraya Trinity College Dublin’i yerleştirdim. Ne var ki komiteyle sözleşme imzalama aşamasına geçebilmem için, öncelikle Oxford’a dil puanını sunmam gerekiyordu. IELTS. On gün kadar çalıştım, sınava girdim. İlk girdiğim IELTS üzerinden dokuz ay geçmişti ama neyi nasıl yaptığımı çok iyi hatırlıyordum. Bu kez oldu dedim. Sınav sonucunun açıklanmasını beklemeye koyuldum: Olmadı. On bir temmuz. Writing hala 6.5, speaking ise 6’ya gerilemiş. O mesajı aldığım sabahın bunaltısı, her ayrıntısıyla kafamda mahfuz. Şimdi ne yapmalı? Gitmek istediğiniz üniversite ile yapacağınız yazışmalar, belge alışverişi ve saire, burs komitesini ilgilendirmiyor. Yani, şartsız kabulü zamanında alamaz isem, Jean-monnet bursum bile yanabilir. Yani, hemen karar vermeliyim. Akşama kadar deli divane yürüdüm, düşünmeye çalıştım. Bunu hiç hesaba katmamıştım. Bir seçenek; tercih sırasını değiştirip, dil puanım yeten Dublin’e gitmek, bu sorundan kurtulmak. Ama bu kadar çabalamışken, sınırına kadar geldiğim bu köyden geri dönme kararını almak kolay değildi. Üstelik kolaya sığınmak da istemiyordum. On dokuz ve yirmi temmuza iki ayrı IELTS sınavı alıp, çalışmaya başladım. Ama ne çalışayım, nasıl çalışayım? Hakikat öyle olmasa da, zaten yapabileceğim her şeyi yaptım gibi geliyordu. Yine de her şeyi en baştan aldım. Ne eksik? IELTS’in resmi sitesinden, ayrıntılı puanlama cetvellerini indirip, 6-6.5’u 7’ye çekmenin yollarını aramaya koyuldum. Speaking sınavında (ayrı ayrı üç bölümden) sorulması muhtemel bütün sorulara önceden hazırlanmaya karar verdim. Odamda, kendi kendime sınavlar yaptım, bunları webcam’e kaydedip, daha sonra oturup izledim. Kendi kendine konuş, kaydet, izle. Hatalarını gör, düzelt, bir daha yapma. Soru gelmesi muhtemel bütün konular, piyasada ve internette dolaşan güncel sınavlar. Yavaş, ama etkili. Ayrıca writing için de, kaynaklarımı en baştan gözden geçirip her gün kendime deneme/ler yapadurdum. On dokuz ve yirmi temmuzdaki sınavlara girdim. (Bu arada bütün param bitti. Bilgisayarlı IELTS; her sınav bin lira). Yirmi temmuzda sınavdan çıktıktan sonra, çalışmaya ara vermedim, ne olur ne olmaz. Komiteyle ve Oxford’la tekrar irtibata geçtim; bu şekilde zorlayabileceğim son tarihi hesaplamaya çalıştım. Bu arada sınavlar açıklandı: speaking 7, writing 6.5. Garip ki ne garip. Devam. 23 Ağustos, burs için ülke içi ve ülke dışı tüm yazışmaların bitirilip, belgelerin teslim edilmesi için bize tanınan son tarih. Ne yapmalı? Sonuna kadar zorlamalı. Ama önce bu sonu tespit etmeli: Uzunca bir muhasebeden sonra, 20 temmuzda girdiğim sınava (aldığım 600 borç ile) itiraz edip 29 temmuz ve 1 ağustos tarihlerindeki sınavlara da (Nuray ablam ve dostum Adem’in destek çıkmaları sayesinde) kaydoldum. Bu son. Sınavlara girdim çıktım. IELTS görevlileri bile artık beni tanıyorlardı. Beklemeye başladım: Sınavlar açıklanacak, puanı alır isem Oxford’a gideceğim. Alamaz isem, tercihimi değiştirip, Dublin ile yazışmaya başlayacağım. Bir sabah, kısa mesaj. Sonraki sabah, bir başkası: İki sınavdan da istediğimi almıştım: Speaking 7, writing 7. Genel, 8.0. Kaderin cilvesi, 20 Temmuz sınavına itirazım da olumlu sonuçlandı, para iadesi bile aldım. Eylül ekim. Vizeler. Başvurular. Retler. Mart nisan. Git geller git ve geller. Burs arayışları. Dersler. Şehirler. Trenler. Temmuz. Yirmi beş günde beş IELTS sınavı. Tüm bu serüven sonunda, elimde işime yarayan üç ayrı IELTS puanım oldu. Şükran. Sonrası yazışma, kalem kağıt, kırtasiye. Olağan şeyler.

Böyle işte sevgili okur. Bir yıl, böyleykeeen böyle geçti.Birçok şey oldu; mesela Oxford Hukuk Fakültesi “Financial Aid Award” adı altında, yirmi bin pound’a kadar okul ücretimi karşılayacağını taahhüd etti. Garip, değil mi? Garip. Şükran. Bittabi, birçok şey de olmadı. Olanda hayır vardı, olmayanda da vardır. Muhakkak, bu böyledir. Bir yıl, böyle böyle bir asır gibi geldi geçti.

***

Buralarda trenler Oxford’dan Londra’ya, Londra’dan Oxford’a gider gelir gider gelir.

“yıl olur asra bedel (2)*” üzerine 2 görüş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön