AĞIT*

(*3 şiir)

 

  1. vapurları ne için yaktığıma dair

Uzak bir ses bizi fısıldıyor uzak ve unutulmuş

Bir ses sanki bizi andı uzaklara bakarak.

O yanmadı yanmamaya bilendim ve bu zifir,

Yalancının yedek mumlar çizdiği bu karanlık,

Kendimce yaşamakta çırpınmada gizlidir.

*

 

-Üçüncü tekilimiz aradan çekilince

Herşey apaçık artık giz yok gözlemek yok

Anlatıcı birbaşına kalakalmıştır-

*

İçimizin tozunu almaya hiç lüzum yok.

Moloz cilalamak denir buna, ki bir öksürseniz

Sanki ciğerinizden ocak şubat ve marttan

Birtakım uzaklara bakmalar kusacaksınız.

*

Eylülü beklemek yok artık beklemek yok

Bu oyundan çıkmak yasak bu oyunda durmak yok

Koca bir ömür ne yapacaksınız?

*

Belki de bir basit kırmızı pardesü bu,

Anlam yüklemeye açsınız siz giz yaratmaya açsınız.

Hiç kimsenin sevdiği falan yok ve bu zifir,

Azize’yi sancımada kıstıran bu karanlık,

Yalandır, imkanı yok, azılı bir yalandır.

*

Artık şiir yazmıyoruz artık slogan atıyoruz şiir yok

Göçüğün kalbindeyiz sorsanız lüzum da yok

Bir göç yılı boyuydu, raylarda gözleriniz,

Ne diye ezildiniz, sevgi var artık aşk yok!

Aldanma var cila var, süslü kelimeler ve

Sahte ve dalmaçyalı, lekeli ve yapışkan,

Kalpte beyine benzer birşeyler var aşk yok.

*

Bir hayal bir adamı salladı vurdu yere;

Yalan değil gerçek bu, şüphe yok tereddüt yok.

*

Varlığınız bu gizin varlığına armağan,

Gizli gizli varsanız da görünseniz yoksunuz.

Ne çok “var” var, ne çok “yok” var, ne çok ” artık” ne tuhaf!

Doksanların çocuk girmez odasıdır kafamız:

Mobilyalar, örtüler, şamdanlar, ıvır zıvır,

El değmemek işiniz ve beklemek kaderiniz,

Yüzünüz hatırımda fakat kısık sesiniz;

 

 

Pardesünüz de yok artık siz de yoksunuz.

***

  II. tavanlara ne için baktığıma dair

 

Bu budala devinim nutkumu kesecekse

Ruhumdaki örümcek saçıma tırmanmadan

Kanayan uçlarıma birşeyler yapmalıyım.

**

-Çok sancımak demiştin, şimdi sancıyacaksın

Sözgelimi acıya akılcı yaklaşan sen

Bu hiç akılcı değil birşeyler yapmalısın

Kitaplar okumalı şarkılar dinlemeli?

**

-Şarkılar dinlemek hiç istemiyorum hayır

Madem şarkı söylemek ihtimali de uzak:

Duyulmamış güfteler yazmak durumundayım.

**

Gün batımına has ışık oyunlarından

Bodrum katıma sızan bıçkın şubat güneşi

Hiç mi hiç akılcı değil, nasıl anlam vermeli?

Madem güfte yazacağız geçelim kırmızıyı:

**

Kaç tane salı varsa o kadar cumartesi

Yani nisanlar kadar haziranlar olmalı

O halde her ayrılık bir sevdanın eseri.

Bu hiç akılcı değil, bana biriniz deyin:

Kökü yok bir gurbetin tüm yükünü çeken ben

Benim sevdam nerede, sevdamı bana verin!

**

-Birşeyler yapmalısın, öfke istiflediğin

Tütünler çok ıslandı, hani tütmeyeceksek

Zamanla sadece yine zaman geçecek.

Sen de kıvılcanmayan zippoları suçlasan?

Bileklerin karıncalı, bu ritim dinmeyecek.

**

-İpimi doludizgin pazara sürüyorsun

Tam buraya bir nokta koyup da susmalıyım…

Durun durun gitmeyin ey odamın cinleri!

Örümcekler pusuda, siz konuşun dinlerim

Cepkenimin cebinde tütün yoksa barut var

Az önce yokladım da ayırda varamadım;

Ceplerim mi susamış ellerim mi kanıyor?

Bir şeyler yazmalıyım, vakit yok akıl verin

Bu hiç akılcı değil ona siz haber verin

Bu hiç akılcı değil bu hiç akılcı değil

“O bir tereddüt” deyin “Sense bir azizesin”

Parmaklarım soğuyor aman tez haber verin

**

-İki ve bir hayali boğdun az evvel sustun

Gariplerin ölümü bu, imge istemez dedin

Bu terazi bu sıkleti çekebilmez dedin

Bu yaşına gelmişsin de daha hiç ölmemişsin.

***

III. banklardan ne içinn korktuğuma dair

 

O gün bir gün gelirdi muhakkak gelecekti

Süleymaniye’yi sıradanlaştırır gibi unutacaktım

Ne kafada bir giz kalacaktı, dahası

Her şeyden bir kalemde bahsediverecektim:

Susarak devrim yaptıran kadın efsanesinden.

***

Masal bu ya Beyazıt kocaman bir yırtıktı

İki ucu kavuşmazdı bir yanında ben vardım

Öbür yan çok uzaktı, uzadıkça uzardı

Gerçek olamaz güzel söyle neden gerçektin?

Yarayla alay ederdin, hem yaralanmıştın da?

“Bunda ne var”  der gibi koskocaman gülerdin

Alın götürün şu fincanı benden uzaklaştırın

Alın şu fikri benden uzaklaştırın beni

Benden uzaklaştırın.

***

–aldı Aslı:

 

 

Koştukça uzayan bu uzaklığa ne demeli?

Muhakkak bitmeliyse elbet bu da biterdi

Her şey iyi olurdu her acı unutulur

Bașkası yașanırdı, o da unutulurdu

İki adımda bir arnavut taşları sararsa da

Dizin güçlüydü belki, gözün hiç de değildi

Gözün güçlü değildi gözlüklerinden tutardın

Üstelik pek zayıftın ağladıkça erirdin

Sorsalar “Beyazıt çukurdur” derdin ya, sormazlardı:

“Bunu o gün uydurduğum heykeltıraşlar bilir”

Öyle madem siz de tutun şu fikrin bir ucundan

Bir ucundan yalvarırım ondan uzaklaştırın.

***

    -verdi Aslı:

İlkin böyle değildi, kendi taşlarını taşırdı

Masal bu ya, sabırla teker teker taşırdı

Biliyorum “a” dese aldanacaktım çünkü

Cezası tarafından ele geçirilmiştim

Korku ve telaşla durmadan yakarırdım

Sabah umut dolardım okula giderdim belki

Gece olur dönerdim hüzünle yakarırdım

İki avuç bir baș bir yüzümle yakarırdım

Bir bisiklet gibi

Hep öne gider ardımı düşünür yakarırdım

İsteğim gerçek olsa istemek sönecekti

Suçum eliyle kendimi serbest bıraktırırdım

Utanmadan bir de serbest bıraktırırdım

Kendimden göç ederdim cahil ve zavallıydım

Bilinmezi bilmenin ödülü der mutlanırdım

***

Gerçek olamazdı

Yalanlar kadar güzeldi ne var ki gerçekti de

Çaresiz durağan bir duruşu kuşanır

Susarak devrim yapma edebini unuturdum

Yalnızlık içindeyse nasıl dost edinirsin?

Yalnızlık içimdeydi rastgele ağlardım

Beyazıt kocaman bir yırtıktı çok ağlardım

Cezam tarafından ele geçirilmiştim çünkü.

Kendimi suçum eliyle serbest bıraktırırdım

İsteğim gerçek olsa küçücük kalacaktım

O halde hep baygın gezmeli değil miydim?

On bin gözle bakındım on kulakla işittim

Bisikletim can verdi, kucakladım, dahası;

Temmuzdu, Beyazıt yırtıktı söylemiş miydim?

Bunu kışın düşündüğüm mimarlar uydurmuştu

Görmekse görmüştüm de

Koca bir yırtıktı bunu sezinlemiştim

Önündeydim yırtığın elimde bisiklet vardı

Kollarımı kocaman açsam yok olurdum

Gelecek çok ardımda kaldı geçmiș önümde

Sirkeci dolaylarında heykeltıraşlar uydurdum

Haliç’e yürüdüm bisiklet mezarlarından geçtim

Vebalı kepçeleri bir güzel aşıladım

Köprüleri kaldırdım çok kayıklar uydurdum

Madem tufan gelecekti balıkçılar uydurdum

İki yana ormanlar uydurdum ne fark etti?

Nerelerdeydin, yoktun. Bedenimi sildirdim

O halde hep baygın gezmeli değil miydim?

Geçmişi önüme kattın sen gelecek arkamdaydı

Beyazıt’a dönerdim elimde bisiklet vardı

Beyazıt’a dönerdim ya saatçiler șașardı:

“Zamanla sadece zaman geçer” desem de

Altmış günde ne kadar yaşanırsa yaşadımdı

Beyazıt kocaman bir yırtıktı  oradaydım

Anlatabiliyor muyum? Öyle yorulmuştum ki

Duru bir güzelliği tasvir edememekten

Tüm bu devinmezlikten ruhum çok sıkılırdı

Varsın bu da gerçek olmayıversindi ama,

Kollarımda can verip giden şu bisikleti

Bu bıçkın akşamları,  misal şu iki bankı

Geri akan saatleri ne cürretle uydurdun?

***

Yüzüme bile bakmazdın elinde çiçekler vardı

Kışa şöyle bir hohlasan belki bahar gelecekti

Çiçekler elindeydi ya yüzüme hiç bakmazdın

Rüzgargülünün saçtığı hüznü kuşanır da susardın

Beyazıt’ı demişsin ki ben içime çekmişim

Oysa beni suçlayamazdın çünkü çoktandır beni

Cezam ele geçirmişti savunmam pek sağlamdı:

Banklar iki kişilikti ben tektim bu ayıptı

Tek kişilik bank yoktu bu post-modern bir ayıptı

Suçlayamazdı çünkü onu da ben uydurmuştum

Anlatabiliyor muyum? Yani o da yalandı

Bisiklet tek kişilikti belki bu da ayıptı

Beyazıt’ın yakaları birleşti çokça düştüm

Düşerken durabildim ve Beyazıt yaratıldı

Tüm nefesimi saldım ve Beyazıt yaratıldı

Altmış günde ne kadar yaşanırsa yaşadımdı

Kışa hiç hohlamadı baharı göremedim:

Martın başıydı yarıp da kendi kalbime baktım

Kendi ölümü

Masamın yamacına ağlayarak bıraktım.

***

-aldı kerem:

Neden o muhteșem kızıl pardesünüzle…

Sözüm ona bir kez bile olsun bu yana…

(Tavanlara bakarken biz ve vapurları yakarken,

Hepten bozbulanık fikirler kuşanmışız)

Bu yana bir kez olsun bile bakmamıșsınız…

Her neyse efendi tüm bunlar muhal artık.

Böylece bir büyük yalandan uzaklașacaksınız.

Efendi diyorsak da, hamakatimizdendir;

Uyandırmayın zira bakın yaz uykusundayım

Artık hiç de canımı yakamayacaksınız.

***

(Koro:) 

Bank ritminde karar kıldı akademik diyafram

Șubatı mayısa adadı yoncalı bileklerim

Siz beyaz bir sayfasınız ellerim makas benim:

Süleymaniye’yi sıradanlaștırdım,  sizi de hatırlamam.

(*3 şiir)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön