görüyorsun değil mi
ne kadar inceldi kent
neredeyse şuracıktan
ansızın bir kent daha görünecek
(iki kent – edip cansever)
sahrada rüzgara kapılmış bir tüy
gibi başıboştu
tanıştırayım: kalbim
eylülün bed sesinden
huzurlu ezgiler duya duya
ayaklarının ucunda karar kıldı
aferin ona
bilmek için
iyice bilmek için
daha da bilmek için
O’ndan O’nu
senden O’nu
***
fakat orada her resim
sonlu demirlerle mazgallanıyor
inan içim burkuluyor sevgilim
toroslar değil içim mazgallanıyor
ayın bile üzerinde postal izleri
ay yüzünde rosa izleri
kusursuz bir hata gibi şimdi orada bahar
esaret git gide güzelliğine
sevdalık git gide inceliğini
ve sana demek istediğim daha neler var
vah ki bilirsin
yazgıyı değiştirmek zordur
kendini değiştirmek kadar
***
de bana sevgilim
hiç olmamış o gezmeleri nasıl hatırlıyorum
o yollar o banklar el ele tutuşmalar
çok tutmuş bir filmde mi görmüştüm, nedir
ayrılığa dair bildiğimiz ne çok şey var
elbet bir gün
demirle mazgallanmayan aya
gökyüzüne kediye ve buluta
sana
ve siz sevdiklerime
sizden O’na
O’ndan size
(görsel: “good companions“, by frederick morgan)