“Ben gerçeğim, bunlar da benim gerçeklerim”* Kişiliğimizi oluşturan sayısız element var. Bazen öyle olur ki, “azala azala yürürüz”**. Birçok şey alırız, bundan daha fazlasını da bırakırız. Kişiliğimizi, aldıklarımızdan daha çok bıraktıklarımız eliyle şekillendiririz. Ne var ki bu çıplak göze görünmez. Azalarak yürürüz; dış görünüşümüz de çoğumuz itibarıyla bize ihanet etmez. Nihayet vara vara bir senteze, […]
oxford yazıları (19)
Mübalağa edildiğini anladığımız her meseleye teyakkuzla yaklaşmalı, oraya hemen şüphe kurtçuklarımızı salmalıyız. Abartılan eylemin/nesnenin üzerinde biraz gezinmeliler. Okuma eylemini de bunlardan birisi olarak görüyorum. “İyi diyorsun da, eğer bir şey abartılacaksa o da okumak olmalı değil mi?”. Burada okumanın önemine laf söyleyecek değilim; iyi bir şeyler ortaya koymanın yolunun vasıflı ve çok okumaktan geçtiği hususunda […]
havuza düşen cemre
I. hemen gelecek diye diyeuykusuz bir pantolonyine de nasıl beklersegeceleyin asılan sahibini bekle bekle bekle bekle…en masumu bilinçsizliğinboğularak ölenlerin en yakışıklısı*şiirlerin yazılmamış yerlerinde adı varyazılmamış yerlerin şiirinde adınız duvarın ardı duvarduvarın ardı duvartersine yağmur o zamanın ipinden her tutuş her bırakışşu mekanın duvarına birkaç çentiko kadar II. haber salıp her bir yönebir baş eğimi bir […]
bir bavula ne sığar?*
*(oxford yazıları (18)) Bavul hazırlamanın insanı gark ettiği değişik ruh halleri vardır. Bir yerlere gidiyorken, mesela yeni bir maceraya atılırken bavul hazırlamak, evden gitmenin telaşı ve yeniye açılmanın heyecanı içinde gerçekleşir. Bir yerlerden dönüyorken öyle değil; eve dönmenin huzuru, yorgunluk, birazcık günleri tüketmişlik ve burkuntu, mutlaka hüzün. Uzatılabilir. Bir de bu ikisinin arasında bir form […]
oxford yazıları (17)
“Oxford Yazıları” dizisi henüz fikir aşamasında iken, bazı haftalarda yazacak konu bulamaycağım kaygısını taşıyordum. Haftalar ve aylar ilerledikçe, tam tersini tecrübe ettim. Aklımda ve Evernote hesabımda, burada kalan vaktime sığmayacak kadar çok yazı başlığı var. Fakat Oxford Yazıları, buradaki öğrenciliğim bittiğinde (en azından MJur dönemi öğrenciliğim sona erdiğinde) son bulacak. Yani sadece birkaç yazı hakkım […]
içimizde bir yer*
Kendimizde farkına varamadığımız değişimler meydana gelmesinden ödümüz kopuyor. Belki bu tespit, sadece benim için geçerlidir; esas bunun farkına varmamışımdır. (Belki bu derece ayrıntı bir hislenişte bile bir halkanın parçası olmak insanı hafifletiyordur.) Zaman benden neler alıyor, bana neler veriyor; enikonu müdahale etmek istiyorum. Ya da en azından, en azından bu sürece şahitlik etmek, defter tutmak. Dönüşüm. […]
uzak bir tereddüdün kötü bir çevirisi
“ben ne yazdım sen ne fehmeyledin, garip efsanedir*” tik tak tak takbastığın yelkovan mıverilmediğin yoluadım adım adımlaman mı (yaratma biçimleri) yılanlara basarak-ha kalem ha zülfikar-ayak emziriyorum kağıt’a ve utanç’akağıt’tan ve utanç’tanyanında olamadımkağıttan bir utancım (söyleme biçimleri) çekmecemin örümcek ağıgöğsümün enine hakikati mibekledim hep bekledim yoksa bunun bahanesi mi gerekçesi mi inanç, sevgi ve hüsran and […]
oxford yazıları (3)
Bugünde yaşıyor oluşumuz bugüne ait olduğumuz anlamına gelmeyebilir. Aynı şekilde, bir yerde doğmuş olmak, orada ölmeyi gerektirmiyor. (Coğrafya kaderdir, diyor. Peki. Ağızların sakızı. Cemil Bey yüksek bir tonda şöyle yazıyor: Gitmek kaderin hatalarını düzeltmektir. Gelgelelim bunları sığca düşünmekten, etraflıca ifade edemiyorum, henüz). Gitmek ne demek? Coğrafi olarak yer değiştirmek gitmeye dahil ama bu kavramda bundan […]