*
yağmura kalsa dünyanın sonu gelmiş
yeryüzü dediğimiz şu binek
ha silkindi ha silkinecek
korkma diyor bir ses
ömür bitse yol bitmez
bana kalsa şu uzak gurbet elinde
yol bitti ömür devam edecek
hangi yön yukarı bulamıyorum
beni abad edecek seferi kim bildirecek
**
yamasız asfaltlarda çok yerinden yamalı gençliğim
ellerim cebimde – bak iyice yürümeye benzedim
üstelik şu yağmur – ıslanmadım da ıslaklığa benzedim
vehim bu ya
tufan kopmasına koptu da çoktan
nuh’un son seferini beklemeye benzedim
ah ki bu dem
atlantiğin şahitsiz bir dibinde
yerini yadırgamayan bir balık olmak
***
ay infilak etmiş
odamın her yanına dağılmış kuzular
hepsini bir uykuda toplayamıyorum
tavanlara baka baka
ellerimle kalbimi yokluyorum – hala yerinde
boza bulanık ama yerli yerinde
kırgınlıklar gurbet yoksulluk – her şey yerinde
size kırılmadıysam eğer
kalbimin kırılacak başka yeri kalmadığından
işte öyle
****
bütün bunları bir çırpıda geçip
şahitsiz bir rüyada unutmak istiyorum
size kalsa teselli aramak denir
öyle değil öyle olmasına ama
ispat edemeyecek kadar yorgunum
çoktan kopmuş şu tufanın
derme çatma gemisinde
sıradan bir tayfa olacak
gücü bulmak istiyorum
*****
diyorum
vahiy bile inse inse dağdakine iner
düz yol sakinlerine değil
(görsel: “queen of the tides“, by Alla Tsank)