Her çeşit hissi hafif yahut yoğun biçimde her zaman hissederiz ama her dönemin hakim bir hissi vardır. Ruh halimiz, tam anlamıyla kavrayamadığım yasaların emrinde, genişçe bir salınım halinde ve bu hep böyle olacak. “Ah bu bizim büyük mutsuzluğumuz” gibi yakışıklı ama deli saçması cümleler kurmaya gerek yok. Her zaman huzurlu olamayız, her gün dertli olmadığımız gibi. Hayat bu git gellerle geçmek üzere dizayn edilmiş. Kendimizi, yüzyılın propogandasına kaptırmayalım. Mutsuzluğumuz, bizden kaynaklanmayan sebeplere dayanıyor olabilir. Bu bizim başarısızlığımızı-hüsranımızı göstermez. Birilerine bir şeyler ispat etmeye çalışarak kendi içimizi boşaltmaktan imtina edelim. Kötü ruh hali aslında tek başına hiçbir şeyi ispat etmez. Belki bir şeylere işaret eder. İnsanız, hepsi bu.
Etrafıma baktığımda, bana yakın ve benden uzak insanların ortak bir özelliği olduğunu görüyorum: Farkında olsun olmasın, herkes kendi yaşayışıyla bir hikaye anlatıyor. Oldukça subjektif bir gözlem: Günleri ve olayları sadece yaşamıyor, onların önüne sıfatlar da takıyoruz. Burada sadece ruhsal durumumuzu dile getirmekle kalmıyoruz; dile getirme biçimimiz, ruhsal durumumuzu da şekillendiriyor. Birbirini besleyen iki bilinmez. Sayar Bey üç yıl önce şöyle yazmıştı: “ Onca zorluktan arta kalan bir insanın hikayesini, geçmişin zehirli oklarıyla delik deşik edilmiş bir kazazedenin hikayesi olarak mı okuyacağız, yoksa her şeye rağmen direnmiş, düştüğü yerden kalkmayı bilmiş mukavim bir ruhun hikayesi olarak mı?” Çok kötü günler yaşayan insanlar tanıyorum; sayıca az değiller. Bunlardan bazıları, bu hallerini iyi bir yörüngede hikaye etmekte pek mahir. Oysa derbeder olmak isteseler, hiç kimse ve hiçbir şey onları yargılayamaz; tarih dahil. Ama olmuyorlar. Bir insanın yaşamaması gereken olaylar dizisi yaşamış olabiliriz (Birçok kişi yaşıyor. Ama bu, mevzubahis olayları yaşanır/haklı hale getirmez. Karıştırmayalım). Ne saçmalıyor bu adam? Diyorum ki, başımıza gelen durumları iyi görmeye çabalayabiliriz. Bu bizim hüzünlü halimizi şad etmez; ama hüzün ve kederimizin derinliğini azaltabilir ve bu halde geçirdiğimiz süreyi, aksi durumda olduğundan daha kısa tutabilir. En kötü tecrübeler bile gülümseyerek hikaye edildiklerinde, daha tahammül edilir hissettiriyorlar. Ya da tahammül edilebilir hale geldikleri için hikaye ediliyorlardır, bilemiyorum. Üzerine düşünülebilir. Rıza ile konuşuyorum, o da benzer zamanda benzer şeyler düşüneduruyormuş. İlginç. İyi bakabiliriz. En azından buna çabalayabiliriz. Hüzünden kaçmak, mutsuz olmamak elimizde değil. Korkacak birşey yok. Ama derbeder olmamayı öğrenebiliriz.
Geçiş dönemleri birçok açıdan ilginçtir. Ne yapmalı ve nasıl yaşamalı’ya dair o güne kadar sayısız yöntem elde etmişizdir. Sorunlarımızı çözecek bir dolu anahtarımız vardır. Ama geçiş dönemlerinde öyle kapılar çıkar ki karşımıza, elimizdeki anahtarların hiçbiri uymaz. Sabah uyandığımızda, o gün bizim değildir. Onu yeni baştan çevrelememiz, kucaklamamız gerekir. Ulaşılması arzulanan rutine ulaşana kadar bu böyle sürer gider. Çoğu zaman ellerimiz arzuladğımız yere yetişmez belki ama bu çabanın kolumuzu uzattığını da için için duyarız. Yurtdışında yaşamının ufuk açıcı olması ile kastedilen şey bu olsa gerek. Ufkun genişlemesi için daha uygun bir ortam olabilir mi? Evvelden elinizde olan reçeteler işinize yaramıyor. Her günü her dersi, her konuşmayı, her tanışıklığı yeniden keşfetmek, fethetmek gerekiyor. Birçok özelliğimiz, başka başka dünyaların gerçekleri ile çarpışa çarpışa ilerliyor. Bazen adapte oluyoruz, bazen teslim olup elimizdekileri salıyor, belki daha iyileri ile değiş tokuş yapıyoruz. Bu süreç kolay değil. Çünkü ruhumuz dinginliğe eğilimli. Ama yararlı. Ama kolay değil. Bana öyle geliyor ki, böyle zamanlarda hislerimizi çok da dikkate almamalı, elden geldiğince mantıklı hareket etmeye çabalamalıyız. Değişimler vehimleri ile birlikte gelir. Büyük değişimler, büyük vehimlerle. Hisler, vehimlerin karşısında çaresiz kalabilirler. Üstelik hislere takılıp kalmak, odaklandıkça odaklanmak, esasen geçip gidici durumların hasarını kalıcılaştırabilir. Al bir sorun daha. Ama mantık, bütün vehimleri bir tekmede un ufak edebilir. Zaten vehimlerin ortak özelliği, çok büyük ihtimalle boşa çıkmalarıdır. Birçok durumda, düşünce sandığımız şeylere biraz dikkat kesilebilsek, onların vehim olduğunu fark ederiz. Aldırılması gereken şeylere odaklanmak, bundan başka hususlarda kendimizi biraz rahat bırakmak gerek. (Kendimize merhamet etmek adına yahut bunu hiç mi hiç istemiyorsak, böyle davranmak çok daha mantıklı olduğu için). “Bu arada kendimle kalınca sakin ol diyorum; ama ne zamana kadar?”
Biraz sükun.
Michaelmas dönemi sonu. Uzunca bir tatil. Turist kafileleri dışında herkes terk etti denebilir Oxford’u. Evde tek sayılırım. Fakülte ve kolej kapalı. Geçen dönemin derslerini yakalayabilmek adına bu hafta çalışmam gerekiyor. Tercihten öte, zorunluluktan beri. Bunu nasıl hikaye etmeli? Edilmeye de bilir. Evet.