yarimi balık yuttubalığın karnındaorada doğmadıorada ölmeyecekbalığın da bir sahibi var şenlik dağıldı pazar perişanacı bir yel şimdi sirk meydanındadengede götürmek çok zor olsa da cambazın da bir sahibi var cemre mumdan gemimize düştü sevgilimacıyor diyorsun içim yanıyorsevda yükü ağırdır böyle zamandaküçük omuzlarınla sırtla korkmadansevdanın da bir sahibi var belki gelecek kışı beraber karşılarızızdırap usanır da […]
bülbüller ülkesi ve kargalar*
(*londra yazıları (4)) Kurmaca bu ya, sevgili okur, zamanın birinde bülbüllerin bülbülce yaşayıp gittiği bir ülke varmış. Yozlaşma pek uğramamış bu ülkeye. Öyle ki bu coğrafyanın bülbülleri, hayatlarını özgür birer bülbül gibi yaşayabiliyorlarmış: Bülbül gibi yiyor, içiyor, giyiniyor, gençlerine iyi bir bülbül nasıl olunur’un eğitimini veriyor, bülbül gibi ötme konsunda onları gönüllerince yetiştiriyorlarmış. Her nasılsa […]
başkasının sevinci
dostum t’.nin aziz hatırasına başkasının sevinciyle gülmüştümbaşkasının kederiyle ağladımhüznüm artık benim mihüznüme oldu olan -diyorumkim inkar edebilir bir yaşayan değilbirkaç yaşantının şahidi olduğumu henüz sezilmemiş bir şiiri kulaklarından tutupsizi hiç sevmemiştim demeye getiriyoryirmi ikide öldüm belki üçte ve dörtte kalp bu yainsan aynı yerinden iki kez nasıl sever dönüşüm kalmadı demeye getiriyor -derler kikötü bir cümlenin […]
altıncı şehir*
(* londra yazıları (3)) Kavaklara takılıp kalanAcemi bulutlar için şiirler 1 kavgayı kitaplardan okurdunkafandan ağır çekerkafa kağıdınbakışında bir yeşil bir karayaz kardeşimmayısekim yazkışbahardişin tırnaklarınla sildiklerinigözlerinle yaz sevgilim: siyasi iki kadın, siyasi arkadaşlar 2 mayısta ayak ucundan kıvrımlı bir akşam(tanrım dimdik yaşarken bu kıvrık akşam neden?aman ey! bunca keder mayısa fazla aman)iç mekan:dünyaya kapandıkçaevrene açıksınızelleriniz gördüğümüz […]
oxford yazıları (20/son)
“Ben gerçeğim, bunlar da benim gerçeklerim”* Kişiliğimizi oluşturan sayısız element var. Bazen öyle olur ki, “azala azala yürürüz”**. Birçok şey alırız, bundan daha fazlasını da bırakırız. Kişiliğimizi, aldıklarımızdan daha çok bıraktıklarımız eliyle şekillendiririz. Ne var ki bu çıplak göze görünmez. Azalarak yürürüz; dış görünüşümüz de çoğumuz itibarıyla bize ihanet etmez. Nihayet vara vara bir senteze, […]
oxford yazıları (19)
Mübalağa edildiğini anladığımız her meseleye teyakkuzla yaklaşmalı, oraya hemen şüphe kurtçuklarımızı salmalıyız. Abartılan eylemin/nesnenin üzerinde biraz gezinmeliler. Okuma eylemini de bunlardan birisi olarak görüyorum. “İyi diyorsun da, eğer bir şey abartılacaksa o da okumak olmalı değil mi?”. Burada okumanın önemine laf söyleyecek değilim; iyi bir şeyler ortaya koymanın yolunun vasıflı ve çok okumaktan geçtiği hususunda […]
havuza düşen cemre
I. hemen gelecek diye diyeuykusuz bir pantolonyine de nasıl beklersegeceleyin asılan sahibini bekle bekle bekle bekle…en masumu bilinçsizliğinboğularak ölenlerin en yakışıklısı*şiirlerin yazılmamış yerlerinde adı varyazılmamış yerlerin şiirinde adınız duvarın ardı duvarduvarın ardı duvartersine yağmur o zamanın ipinden her tutuş her bırakışşu mekanın duvarına birkaç çentiko kadar II. haber salıp her bir yönebir baş eğimi bir […]
bir bavula ne sığar?*
*(oxford yazıları (18)) Bavul hazırlamanın insanı gark ettiği değişik ruh halleri vardır. Bir yerlere gidiyorken, mesela yeni bir maceraya atılırken bavul hazırlamak, evden gitmenin telaşı ve yeniye açılmanın heyecanı içinde gerçekleşir. Bir yerlerden dönüyorken öyle değil; eve dönmenin huzuru, yorgunluk, birazcık günleri tüketmişlik ve burkuntu, mutlaka hüzün. Uzatılabilir. Bir de bu ikisinin arasında bir form […]
oxford yazıları (17)
“Oxford Yazıları” dizisi henüz fikir aşamasında iken, bazı haftalarda yazacak konu bulamaycağım kaygısını taşıyordum. Haftalar ve aylar ilerledikçe, tam tersini tecrübe ettim. Aklımda ve Evernote hesabımda, burada kalan vaktime sığmayacak kadar çok yazı başlığı var. Fakat Oxford Yazıları, buradaki öğrenciliğim bittiğinde (en azından MJur dönemi öğrenciliğim sona erdiğinde) son bulacak. Yani sadece birkaç yazı hakkım […]
içimizde bir yer*
Kendimizde farkına varamadığımız değişimler meydana gelmesinden ödümüz kopuyor. Belki bu tespit, sadece benim için geçerlidir; esas bunun farkına varmamışımdır. (Belki bu derece ayrıntı bir hislenişte bile bir halkanın parçası olmak insanı hafifletiyordur.) Zaman benden neler alıyor, bana neler veriyor; enikonu müdahale etmek istiyorum. Ya da en azından, en azından bu sürece şahitlik etmek, defter tutmak. Dönüşüm. […]