Uzak bir ses bizi fısıldıyor uzak ve unutulmuş,
Bir ses sanki bizi andı uzaklara bakarak.
O yanmadı yanmamaya bilendim ve bu zifir,
Yalancının yedek mumlar çizdiği bu karanlık,
Kendimce yaşamakta çırpınmada gizlidir.
-Üçüncü tekilimiz aradan çekilince
Herşey apaçık artık giz yok gözlemek yok
Anlatıcı birbaşına kalakalmıştır-
İçimizin tozunu almaya hiç lüzum yok.
Moloz cilalamak denir buna, ki bir öksürseniz
Sanki ciğerinizden ocak şubat ve marttan
Birtakım uzaklara bakmalar kusacaksınız.
Eylülü beklemek yok artık beklemek yok,
Bu oyundan çıkmak yasak bu oyunda durmak yok.
Koca bir ömür ne yapacaksınız?
Belki de bir basit kırmızı pardesü bu,
Anlam yüklemeye açsınız siz giz yaratmaya açsınız.
Hiç kimsenin sevdiği falan yok ve bu zifir,
Azize’yi sancımada kıstıran bu karanlık,
Yalandır, imkanı yok, azılı bir yalandır.
Artık şiir yazmıyoruz artık slogan atıyoruz şiir yok
Göçüğün kalbindeyiz sorsanız lüzum da yok
Bir göç yılı boyuydu, raylarda gözleriniz,
Ne diye ezildiniz, sevgi var artık aşk yok!
Aldanma var cila var, süslü kelimeler ve
Sahte ve dalmaçyalı, lekeli ve yapışkan,
Kalpte beyine benzer bir şeyler var aşk yok.
Bir hayal bir adamı salladı vurdu yere;
Yalan değil gerçek bu, şüphe yok tereddüt yok.
Varlığınız bu gizin varlığına armağan,
Gizli gizli varsanız da görünseniz yoksunuz.
Ne çok “var” var, ne çok “yok” var, ne çok ” artık” ne tuhaf!
Doksanların çocuk girmez odasıdır kafamız;
Mobilyalar, örtüler, şamdanlar, ıvır zıvır,
El değmemek işiniz ve beklemek kaderiniz,
Yüzünüz hatırımda fakat kısık sesiniz;
Pardesünüz de yok artık siz de yoksunuz.
(deli şiir fanzini, 1.sayı)7