-You see? . . . . . gazel: “hattım hisabın bil dedin gavgalara saldın benizülfüm hayalin kıl dedin sevdalara saldın beni geh ebr veş giryan edip geh bad veş püyan edipmecnun-ı sergerdan edip sahralara saldın beni vaslım dilersin çün dedin lutf edeyin olsun dedinyarın dedin bir gün dedin ferdalara saldın beni yusuf gibi izzette sen […]
üçüncü hayat
‘Rüyamda sağ bir geyiğin düş kırıklığına uğramış avcıdan af dilediğini gördüm.’ * şubatın cesedi henüz ılık sabahlar akşamlar yürüyüş ve kol ve omuz başları çıplak anımsıyorum ya sefer ya sefer denildiğim akşam /adımlarımı alamam artıkgeri/ gibi inen bir şeyler bu efkar bir çarkın döngüsünde devinip duran ne yer kaldıydı ne yar tam vaktinde görünen el şimdi […]
winchester’da bir mevsim*
*(oxford yazıları (6)) Havalar bir şeylere işaret ediyor. Bu hep böyledir. İyiden iyiye soğuk. Diyorum ki, Reus’un paltosu gibi bir paltom olsa hiç üşümezdim. Zaman hep aynı zaman. Bütün bunlar yaşandı mı? Şahitler var. Peki kim yaşadı? Kısa yürüyüşler. Afrikalılar. Çinliler. Avustralyalılar. Türkler. Siyahiler siyahi olmayanlar. Zamanla mukayyet. Ama kayıtsız duruyorlar. Biraz daha yürüyorum. Sokaktayım […]
oxford yazıları (5)
Birkaç olay: Freshers Flu. Bir nevi “acemi salgını”. Buraya yeni gelenleri karşılayan soğuk algınlığına verilen ad. İç sıkıntılı birkaç güne denk gelmesi tuhaf. Odamda yatadururken, sadece dışarıya çıkma, oradan ayrılma ihtiyacı hissediyorum. Olağan hayatta bu durum, çokça başımıza gelir fakat dişimizi sıkar, masamızda oturmaya devam ederiz. Gelgelelim bu kez daha şiddetli. Okul mail hesabımdan, o […]
oxford yazıları (4)
Birbirimizin hikayelerine bu kadar çok etki ediyor oluşumuz, müthiş bir gerçek (dehşetli anlamında). Bunu azımsamamak ve bundan doğan sorumluluğu göz ardı etmemek gerekiyor; ama muhakkak dengeyi gözeterek. Sosyal hayata dair her bir araya geliş, hatta (uzaktan) en ufak temas dahi bir uç bulup koskocaman olmaya, yarının kişisel hayatında merkezde yer etmeye müsait. Tesadüf yasası, çevremizi […]
oxford yazıları (3)
Bugünde yaşıyor oluşumuz bugüne ait olduğumuz anlamına gelmeyebilir. Aynı şekilde, bir yerde doğmuş olmak, orada ölmeyi gerektirmiyor. (Coğrafya kaderdir, diyor. Peki. Ağızların sakızı. Cemil Bey yüksek bir tonda şöyle yazıyor: Gitmek kaderin hatalarını düzeltmektir. Gelgelelim bunları sığca düşünmekten, etraflıca ifade edemiyorum, henüz). Gitmek ne demek? Coğrafi olarak yer değiştirmek gitmeye dahil ama bu kavramda bundan […]
azalarak güçlenmesi
ben bakarken size, tanrı gözlerini kapıyor bırak beni dildeşen, utanmıyorum o tatlı ham meyvelerin ekşi hatıraları an evvel içimizden giyinin uzaklaşın (işte bir el göğsümüzü durmadandamgalıyor) gök üstüme düşmedikçe utanıyorum. ben vakar derdim hep, sen kibir dedin dev günahlar işleyemem, öyle korkağım bu kaç oldu hayır, artık affedilmek istemem küçücük kaldım hey tanrım daha neler, […]
oxford yazıları (2)
Alışkanlıklar önem arz ediyor; hem bireysel, hem de kitlesel anlamda. Zamana karşı varlığının hakkını vermiş bir alışkanlık, bireyi ve kitleyi dönüştürebiliyor, yedisinde de yetmişinde de. Sistemler. Esasında bireyler de birer sistemdir. Sistemler kendi kendilerini geliştirebilirler; iyi alışkanlıklar ve iyi birlikteliklerle. Bana öyle geliyor ki, bize her şeyden daha fazla iyi alışkanlıklar gerek. Peki büyük sistemler, […]
mezuniyet konuşması / iühf
“Sayın hocalarım, pek kıymetli misafirlerimiz ve sevgili arkadaşlar. Mezuniyet törenimize hepiniz hoşgeldiniz. İyi ve kötü, tatlı ve acı, güzel ve çirkin bir 4 yılı geride bıraktık. Memleketin dört bir yanından, uğraşlarınıza ara verip bu günü kutlamak için buralara kadar geldiniz, eksik olmayınız. Biz mezunlar için ise bu gün, bir devrin sonu anlamına geliyor. Yarın sabahtan […]
yirmionyedi
be’ye kurulu bir geniş zaman (beklemek yorulmuştur) anlaşılma pahasına ulu hüzün piç şimdi. durmadan unutunca, anımsatır durmadan: kapısı girilsin diye değil çokça beklensin diyedir. göz, görmekten uzaklaştı heykelbeklemez bir hışımla, tutarak toprağa en yakın bakım yerinden, (iç ses gönderinde) nasırlı özgürlüğü yüceltti asıl yerine: -ellerim hiçbir zaman sevilen şeyler olmadı, dedi sonsuz dilde “nerede kaldın?” […]