Mübalağa edildiğini anladığımız her meseleye teyakkuzla yaklaşmalı, oraya hemen şüphe kurtçuklarımızı salmalıyız. Abartılan eylemin/nesnenin üzerinde biraz gezinmeliler. Okuma eylemini de bunlardan birisi olarak görüyorum. “İyi diyorsun da, eğer bir şey abartılacaksa o da okumak olmalı değil mi?”. Burada okumanın önemine laf söyleyecek değilim; iyi bir şeyler ortaya koymanın yolunun vasıflı ve çok okumaktan geçtiği hususunda […]
havuza düşen cemre
I. hemen gelecek diye diyeuykusuz bir pantolonyine de nasıl beklersegeceleyin asılan sahibini bekle bekle bekle bekle…en masumu bilinçsizliğinboğularak ölenlerin en yakışıklısı*şiirlerin yazılmamış yerlerinde adı varyazılmamış yerlerin şiirinde adınız duvarın ardı duvarduvarın ardı duvartersine yağmur o zamanın ipinden her tutuş her bırakışşu mekanın duvarına birkaç çentiko kadar II. haber salıp her bir yönebir baş eğimi bir […]
bir bavula ne sığar?*
*(oxford yazıları (18)) Bavul hazırlamanın insanı gark ettiği değişik ruh halleri vardır. Bir yerlere gidiyorken, mesela yeni bir maceraya atılırken bavul hazırlamak, evden gitmenin telaşı ve yeniye açılmanın heyecanı içinde gerçekleşir. Bir yerlerden dönüyorken öyle değil; eve dönmenin huzuru, yorgunluk, birazcık günleri tüketmişlik ve burkuntu, mutlaka hüzün. Uzatılabilir. Bir de bu ikisinin arasında bir form […]
oxford yazıları (17)
“Oxford Yazıları” dizisi henüz fikir aşamasında iken, bazı haftalarda yazacak konu bulamaycağım kaygısını taşıyordum. Haftalar ve aylar ilerledikçe, tam tersini tecrübe ettim. Aklımda ve Evernote hesabımda, burada kalan vaktime sığmayacak kadar çok yazı başlığı var. Fakat Oxford Yazıları, buradaki öğrenciliğim bittiğinde (en azından MJur dönemi öğrenciliğim sona erdiğinde) son bulacak. Yani sadece birkaç yazı hakkım […]
ne yaptılar?
kağıt’a ve utanç’a . . *** “O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce miBir bıçağın ağzında yürür gibiydinDemirlerin soğukluğu soluk dudaklarındaGözlerinde karanlığı dar hücrelerinSeni görür görmez özgürlüğümden utandımSöyle ne içersin, çay mı kahve miÇok değişmişsin birden tanıyamadım. Saçların uzundu, omuzlarına akardıGönlümüz şenlenirdi sarışınlığındanOnlar mı kestiler, sen mi kısalttınGülerdin, içimize aylar doğardıGörünmez dağların arkasındanEski gülümsemeni beyhude […]
uzaklık, yakınlık, taşlar ve sair şeyler
Kapınızı çalacak kadar cesur; içeriye bir adım atamayacak, başını kaldırıp bakamayacak kadar korkak, mağrur, utangaç ve yorgun. Gönül evi harap haldedir, taşlarının yerinde yeller eser durur. (Orası senin evindir Allahım, senden başka kim onarabilir?) Ben sahi ne anlarım kendimden? Anlıyor musun? Rüya bir rüya. Bir süredir eylemlerim eylemsizliklerim nereye varıyor, sanki anlıyor muyum? Her şeyi […]
içimizde bir yer*
Kendimizde farkına varamadığımız değişimler meydana gelmesinden ödümüz kopuyor. Belki bu tespit, sadece benim için geçerlidir; esas bunun farkına varmamışımdır. (Belki bu derece ayrıntı bir hislenişte bile bir halkanın parçası olmak insanı hafifletiyordur.) Zaman benden neler alıyor, bana neler veriyor; enikonu müdahale etmek istiyorum. Ya da en azından, en azından bu sürece şahitlik etmek, defter tutmak. Dönüşüm. […]
uzak bir tereddüdün kötü bir çevirisi
“ben ne yazdım sen ne fehmeyledin, garip efsanedir*” tik tak tak takbastığın yelkovan mıverilmediğin yoluadım adım adımlaman mı (yaratma biçimleri) yılanlara basarak-ha kalem ha zülfikar-ayak emziriyorum kağıt’a ve utanç’akağıt’tan ve utanç’tanyanında olamadımkağıttan bir utancım (söyleme biçimleri) çekmecemin örümcek ağıgöğsümün enine hakikati mibekledim hep bekledim yoksa bunun bahanesi mi gerekçesi mi inanç, sevgi ve hüsran and […]
oxford yazıları (15)
Hilary döneminden bazı olaylar, bazı durumlar: Oxford Şarkiyat Fakültesinde (“Oriental Studies”) lisans okuyan dostum Daniel, bir akşam beni arıyor: “Yarın sabah Şarkiyat bölümünde kahvaltı olacak. Türkçe hocalarımız düzenliyor ve Oxford çatısı altında Türkçe öğrenen öğrenciler toplanacak. Gelmek ister misin?” Oxford’ta Türkçe konuşan yabancılarla kahvaltı. İlginç bir deneyim olacağı kesin. Bu fırsatı kaçırmak olmaz. Haliyle diğer işlerimi […]
anı bile olamamış birkaç karşılaşmayı neredeyse hatırla
düşünmek gerçekten de üzünç veriyor. . . . . *** “yaş değiştirme törenine yetişen öyle bir şiir ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiçyağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm debir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünleve yarışırsa ancak Monet’ninkadınlarına yaraşan giysilerinlegördüm deben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç öyle kısaydı ki adımların, […]