*(oxford yazıları (12)) (devam) Oxford’tan kabul almak, işin sadece bir yanı: Öncelikle, şartlı olarak kabul edilmiştim. IELTS sınavından toplamda en az 7.5, her bölümden de ayrı ayrı en az 7 almam ve bunu üniversiteye sunmam gerekiyordu. Açıkçası sene içinde bunu çok sorun etmedim, çünkü bir başka ufak sorunum daha vardı: 34.500 poundluk yıllık eğitim ücreti […]
yıl olur asra bedel*
*(oxford yazıları (11) ) Orada trenler Topkapı’dan Vezneciler’e, Vezneciler’den Topkapı’ya gider gelir gider gelirdi. (Bu başlık altında (iki yazı halinde) biraz İstanbul Hukuk’ta geçen son yılımdan, 2019’dan bahsedeceğim. Esasen Oxford Hilary dönemi çok hareketli geçiyor; bahsedecek onlarca olay/fikir birikti ama bu upuzun yılın muhakkak bahsetmek istiyorum. Kendim için ve başka maksatlarla.) İÜHF’de üçüncü sınıf olduğunuzda, […]
uyan zarifoğlu konuşmamız gereken şeyler var
Her kelimeyi ikiletiyorsun; diye diye, yıl yıl, ağlaya ağlaya. Elindekileri bir kenara bırakıp, sakince şöyle mırıldandı: Her şeyin üzerine çıkmak istedim çünkü tek seferde her şeyin üzerine basmalıyım. Belli belirsiz bir kırgınlıkla hayır dedi ötekisi, sen sadece her şeyin üzerine bastığın, dünyayı alaya aldığın görülsün ve bilinsin diye diye. Her şeyde bunun izini gördük ve […]
oxford yazıları (10)
İnat ve hayırlısı. Birisi nerede biter, öbürü nerede başlar? Herhangi bir işimiz olsun diye çabalarken, nereye kadar inat edip nerede “olmadı” deyip boyun bükmek, yön-yöntem değiştirmek gerekir? Böyle bir gereklilik var mı? Sanırım var. Temelde hepimiz aynı maddeden yapıldık. Alt/üst sınırlarımız çeşit çeşit; ama zamanımızın ve enerjimizin sınırlılığı gerçeğini hep beraber paylaşıyoruz. Bunları en verimli […]
uzak
künyesi birbirine yabancı satırlardan . “aman deyim, koşmayı bırakmasın; ‘madem’ sözcüklerini, ‘öyleyse’ işaretlerini” mağrur bir plazanın tanrısal katlarından düşüncemi çatılara serbest düşürdüm güngörmüşler derhal başlarını sakındı aklımı serbest düşürdüm gören olmadı . “tutup bırak tutup bırak tutup bırakmasan elimi”- değilsin belli ki burada mısın? bakıyorum da kiremitler sana aşina değil buralarda basbayağı yabancısın . (alayla) […]
yüzler*
Bir adı Ş. Başarılarının kurbanı olmuştur. “Tam öyle değil” sözü ona aittir. Tek kalmaktan korkar; yalnızca üstünlük izhar etmek için dahi olsa, yanında her zaman birilerini ister. Bir gün evkafta memur olsa, gönderildiği taşra kasabasında, (faraza geçici olarak bir otel odasında kalması gerekse) akşamları duvara bakmaktan canı dayanılmaz derecede sıkılır da o bunun adını asla […]
oxford yazıları (8)
Kendini dinlendirmesini bilmek, yabana atılamayacak bir özellik. İnsan, koca koca hedefler koyarak kantarının topuzunu kaçırabiliyor. Gün geçtikçe, ufak ufak adımlamanın önemini ve değerini daha etraflıca anlıyorum. Bu ne demek? Sıradan yaşamak, görece ufak hedefleri, sabır ve kararlılıkla gerçekleştirmek pek cazip değil ama pek gerekli. Çünkü aksi yönde gide gide, durup dinlenmeyi kendimize yakıştıramaz hale geliyor, […]
oxford yazıları (7)
Her çeşit hissi hafif yahut yoğun biçimde her zaman hissederiz ama her dönemin hakim bir hissi vardır. Ruh halimiz, tam anlamıyla kavrayamadığım yasaların emrinde, genişçe bir salınım halinde ve bu hep böyle olacak. “Ah bu bizim büyük mutsuzluğumuz” gibi yakışıklı ama deli saçması cümleler kurmaya gerek yok. Her zaman huzurlu olamayız, her gün dertli olmadığımız […]
ömür ve bir alıntı
-You see? . . . . . gazel: “hattım hisabın bil dedin gavgalara saldın benizülfüm hayalin kıl dedin sevdalara saldın beni geh ebr veş giryan edip geh bad veş püyan edipmecnun-ı sergerdan edip sahralara saldın beni vaslım dilersin çün dedin lutf edeyin olsun dedinyarın dedin bir gün dedin ferdalara saldın beni yusuf gibi izzette sen […]
üçüncü hayat
‘Rüyamda sağ bir geyiğin düş kırıklığına uğramış avcıdan af dilediğini gördüm.’ * şubatın cesedi henüz ılık sabahlar akşamlar yürüyüş ve kol ve omuz başları çıplak anımsıyorum ya sefer ya sefer denildiğim akşam /adımlarımı alamam artıkgeri/ gibi inen bir şeyler bu efkar bir çarkın döngüsünde devinip duran ne yer kaldıydı ne yar tam vaktinde görünen el şimdi […]